Bize Ulaşın +90 537 430 75 73

Zorunluluk Hali

Ceza Hukukunda Zorunluluk Hali

Ceza Hukukunda Zorunluluk Hali

Zorunluluk hali; tehlikeye katlanmak hususunda hukuki yükümlülüğü olmayan bir kimsenin, bilerek sebebiyet vermediği ve kendisinin yahut başkasının bir hakkına yönelik ağır ve muhakkak bir tehlikeyi, ancak kanunun suç olarak öngördüğü ve tehlike ile mütenasip bir fiille bertaraf etmesi halidir.

Ceza hukukumuzda zorunluluk hali Türk Ceza Kanunu m.25/2’de düzenlenmiştir: ‘’ Gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakka yönelik olup, bilerek neden olmadığı ve başka suretle korunmak olanağı bulunmayan ağır ve muhakkak bir tehlikeden kurtulmak veya başkasını kurtarmak zorunluluğu ile ve tehlikenin ağırlığı ile konu ve kullanılan vasıta arasında orantı bulunmak koşulu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.’’ TCK m.25/1’de de meşru savunma düzenlenmiştir. Meşru savunma ile zorunluluk halinin birbirinden ayıran en temel fark haksız saldırı olup olmamasıdır.

Tehlike, zaruret, çaresizlik halinde işlenen fiil ahlaki/meşru değildir. Fakat hukukun gereklerinin her zaman ahlak kurallarına uygun düşmesi gibi bir kaygı bulunmamaktadır. Zaruret halinde ‘’zaruretin kanunu olmaz’’ mantığı ile yola çıkılarak bu durumdaki kişileri ayıplayamadığımız için ceza veremeyiz. Zaruret halinde failin cezalandırılmamasının sebepleri şu şekilde açıklanmıştır:

Dış cebir sebebiyle fail iradesinin mukavemet yeterliliğini kaybetmesi

Kişinin kendini koruma içgüdüsü

Bu durumdaki kişiyi cezalandırmakta bir fayda bulunmaması

Kanunun çatışma halinde olan iki eşit değerdeki haktan galip gelenine üstünlük tanıması

Zorunluluk halinde hukuk düzeni, işlenen fiili hukuka uygun kabul etmemekte ancak yapanı da cezalandırmamaktadır. Yasa koyucu işlenen fiili her ne kadar meşru görmese de mazur görülmektedir. Bu halde fiil her ne kadar cezalandırılmasa da o esnada kullanılan eşya bakımından, eşyanın tek başına bulundurulması suç olmadığı sürece, meşru savunmadan farklı olarak eylem hukuka aykırı olduğundan müsadere mümkün olacaktır.

 

Zorunluluk Halinin Tehlikeye İlişkin Şartları

Zorunluluk Hali

Zorunluluk Hali

1) Ağır Bir Tehlikenin Bulunması

Tehlike, büyük bir zarara veya yok olmaya yol açabilecek bir durum olmalıdır. Tehlikenin kaynağı doğal olaylar, insan psikolojisi veya biyolojisinin gereksinimleri, hayvan hareketleri veya insan hareketleri olabilir. Tehlikenin muhakkak olması gerekmektedir. Derhal bir korunma hareketi yapılmadığı takdirde tehlikede olan yararın zarar görme ihtimalinin büyük olması gerekmektedir. Örneğin, kış aylarında kurtların istilasına uğrayan bir dağ köyünde yaşayanlar bakımından kış ayının gelmesi ağır ve muhakkak tehlikenin gerçekleşmesi bakımından yeterlidir ve bu durumda kendisini kurtlardan korumak için ruhsatsız silah taşıyan kimsenin fiili zorunluluk hali içinde mütalaa edilmek gerekir. Zira bu durumda tehlikenin muhakkak olduğu söylenebilir.

Tehlikenin ağır olması gerekmektedir. Zaruret halinden faydalanan kimseler, masum kişilerin hak ve yararlarına zarar verdiklerinden ancak ağır bir tehlikenin mevcudiyeti halinde, fiilin zorunluluk hali kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir. Tehlikenin ağırlığını tayinde hem tehlikenin hem de sebebiyet vereceği zararın ağır olması gerekmektedir. Tehlikenin ağırlığı hukuki ve sosyal değerlere göre, objektif ölçüler nazara alınarak hâkim tarafından tespit edilir. Kişi gerçekte olmadığı halde fail sübjektif olarak ağır bir tehlikeye maruz kaldığı düşüncesiyle hareket etmişse TCK M.30/3 hükümleri uygulanabilir.

 

2) Tehlikenin Bir Hakka Yönelik Olması

Her türlü hak, bu kapsamda değerlendirilebilmektedir. TCK M.25/2 bakımından bir sınırlama yoktur. Kanunda açıkça yasaklanmadığına göre, zorunluluk hali bütün suçlar bakımından söz konusu olabilir.

 

3) Tehlikenin Meydana Gelmesine Bilerek Sebebiyet Vermemiş Olmak

Böyle bir koşul olmasının sebebi, masum kişiye bir zarar verilmesidir. Dolayısıyla yasa koyucu bundan yararlanma şartlarını sınırlamaktadır. Fail “suçu işlemek için tehlikeyi meydana getirmişse” veya kişi “tehlikeyi kasten meydana getirmişse”, zorunluluk halinden faydalanamaz. Kişi tehlikeye bilinçli taksirle sebebiyet vermişse neticeyi biliyor demektir ve zaruret hali kabul edilemez. Örneğin ormana sigarasını söndürmeden atan kişi, yangın meydana geleceğini öngörmektedir. Bu hareketinin sonucunda yangın meydana gelmesini istememiş olsa bile, zaruret halinden faydalanamaz, zira “öngörmek, bilmemek değildir”. Eğer taksir bilinçsiz ise kişi neticeyi bilmediğinden, zaruret hali kabul edilir.

 

4) Tehlikeye Karşı Koyma Hukuksal Yükümlülüğü Bulunmamalıdır

Bu husus yasada yer almayan ancak öğretide kabul edilen bir koşuldur. Zorunluluk hali hakların çatışması hallerini düzenleyen bir müessese olunca, hakkını tehlike karşısında feda etmek hukuki yükümlülüğü altına giren kişi, tehlikeden artık kaçamaz ve bu tehlikeden kaçarken meydana getirdiği zararın zorunluluk hali kapsamında kaldığını da iddia edemez. Ahlaki yükümlülük bu kapsamda kabul edilemez. Bu nedenle, yükümlülüğün hukuki nitelikte olması gerekir. Tehlikeyi karşılama yükümlülüğü, bir kanundan veya sözleşmeden doğabilir. “Örnek olarak askeri şahıslar, güvenlik kuvvetleri mensupları, itfaiye erleri, deniz adamları vs. gösterilebilir”.

 

Zorunluluk Halinin Korunmaya İlişkin Şartları

Zorunluluk Hali

Zorunluluk Hali

1) Başka Türlü Korunma İmkânının Bulunmaması

Başka türlü hareket imkânının bulunmaması demek, başkasının bir hakkına zarar vermeksizin tehlikeden kaçınma ve kurtulmanın mümkün olmaması demektir. Zorunluluk halinde masum 3. kişiye zarar vermeden bu işten kurtulunabilecekse masum 3. kişi tercih edilemez. Kişinin öncelikle kaçmak suretiyle tehlikeden korunma yolunu araması gerekir.

2) Tehlikenin Ağırlığı ile Konu ve Kullanılan Vasıta Arasında Orantı Bulunması

Burada “değerlerin tartımı ilkesi” uygulanır. Korunan değerin, zarar verilen değerden daha üstün ya da bu değerle eşit olması gerekir. Örneğin, dağa tırmanan iki dağcıdan birinin, ipin ikisinin ağırlığını taşımayacağını görmesi üzerine, diğer dağcının ipini kesmesi halinde, korunan yarar ile feda edilen yarar eşit olduğundan, dağcı zaruret halinden faydalanır ve cezalandırılmaz. Değerlerden hangisinin üstün olduğu objektif olarak tespit edilecek, “ancak hâkim bu değerlendirmeyi yaparken, korunan yararın o kişi bakımından gösterdiği önemi de göz önünde” tutacaktır.

3) Korunma Hareketinin Hukuk Düzeni ile Uyuşabilirliği

Korunma hareketi hukuk düzeni ile çelişki içinde ise zorunluluk halinin kabul edilmesi mümkün olmaz. Mesela işkencenin istisnası yoktur, işkence yasağı mutlak bir haktır. İslam hukuku ve İngiliz hukuku da zaruret durumunda insan öldürmeye müsaade etmemektedir.

Öğretide savunulan bir görüş ise birden fazla kimsenin kurtulması için bir kimsenin hayatını feda etmenin kabul edilemeyeceğini ileri sürmektedir.

 

Üçüncü Kişi Lehine Zorunluluk Hali

TCK M.25/2’nin açık ifadesi karşısında, tehlikede bulunan üçüncü kişiyi kurtarmak maksadıyla yapılan hareketler de zorunluluk halini oluşturur. Bu bakımdan üçüncü kişinin bunu istemiş olup olmamasının önemi yoktur. Doğum, annenin hayat veya sağlığı için tehlikeli bir nitelik gösterdiği takdirde ana, çocuğun doğmasını ve kendisinin feda edilmesini istemiş olsa dahi, bunu yapmayıp çocuğu ölü doğurtan ve anayı kurtaran doktor, zorunluluk halinde bulunmuş sayılır.

 

Zorunluluk Hali ile Meşru Savunma Arasındaki Farklar

1) Meşru müdafaada savunma, saldırgana karşı yapılırken; zaruret halinde, zaruret halinde bulunan kimse, tehlikeyi gerçekleştirene değil de “olayla herhangi bir ilgisi bulunmayan kusursuz kişiye” yönelmektedir.

2) Meşru müdafaada haksız bir saldırı söz konusuyken; zorunluluk halinde “haklı veya haksız olarak nitelendirilme imkânı bulunmayan bir tehlike vardır”.

3) Meşru savunmada bir insandan kaynaklanan saldırı söz konusuyken zaruret halinde bir tehlike söz konusu olup, bu bir doğa olayından, bir hayvan ya da insan hareketinden de kaynaklanabilir.

4) Meşru müdafaada bu hakkın kullanılabilmesi için, savunmada bulunanın saldırıya sebebiyet vermemesi şart değilken; zaruret halinde meydana gelen tehlikeye bilerek sebebiyet verilmemiş olması gerekir.

5) Meşru savunmada haklar arasında bir üstünlük söz konusu olmayıp savunmanın saldırı ile orantılı olması aranırken; zaruret halinde korunan yararın değeri, zarar verilen değerden daha yüksek olmalı ya da en azından bu değerler eşit bulunmalıdır.

6) Meşru savunmada saldırgana verilen zararın tazmini mükellefiyeti bulunmadığı halde, zaruret halinde tazminat mükellefiyeti bulunmaktadır.

7) Zorunluluk halindeki kaçma yükümlülüğü, meşru savunma halindeki kaçma yükümlülüğüne nazaran daha mutlaktır.

8) Zorunluluk halinde hareket eden kimseyi azmettiren veya ona yardım eden cezasızlık sebebinden yararlanamaz. Zorunluluk hali sadece fail bakımından geçerli olacaktır. Meşru müdafaada ise azmettiren de fiili işleyen de hukuka uygunluk sebebinden faydalanır.

9) Zorunluluk hali, kusurluluğu kaldıran bir sebep olduğundan, zorunluluk haline karşı hukuka uygunluk sebebi içinde hareket etmek mümkündür. Zorunluluk halinde fiil haksızlık özelliğini korumaktadır. Dolayısıyla meşru savunma içerisinde hareket edene karşı meşru savunma içinde hareket edilmez. İki taraf aynı anda meşru zeminde olamaz. Ancak zorunluluk hali bakımından durum aynı değildir.

 

ZORUNLULUK HALİNE İLİŞKİN YARGITAY KARARI ÖRNEKLERİ

üsküdar boşanma avukatı

Zorunluluk Hali

‘’Sanayi sitesinde yangın çıkma ihtimali üzerine, tehlikeyi önlemek amacıyla, güvenlik görevlilerini yerinde bulamayan sanıkların kapı kilidini kırıp içeri girme eylemlerinin zorunluluk hali etkisiyle işlendiğinin kabulü ile beraat yerine, ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmelidir’’ (YARGITAY 9. CD E. 2008/15262 K. 2010/6954)


‘’Somut olayda, katılan kurumun yazılarında da belirtildiği üzere sanık hakkında 22/05/2006 ve 31/01/2007 tarihlerinde sayaçsız kaçak elektrik kullandığına dair tutanaklar tutulduğu, eylemlerinde atılı suçun unsurlarının oluştuğu ve 5237 sayılı TCK’nın 25. maddesinde düzenlenen “… zorunluluk haline ulaşan ağır ve acil bir ihtiyacı karşılama zorunluluğunun…” bulunmadığı gözetilmeden, “… sanığın kuruma olan borcunun icra yoluyla hukuk yollarından tahsil edilebilmesi, bütün aile bireylerinin elektriksiz bırakılmaması gerektiği, sanığın zorunluluk halinde elektrik kullandığı, eylemin hukuki ihtilaf olduğu…” biçimindeki yasal ve yerinde olmayan gerekçeyle yazılı şekilde karar verilmesi..’’ (YARGITAY 2. CD E. 2014/658 K. 2014/11877)


“Olay günü çok sayıda kişinin karıştığı kavgada bıçakla yaralanan arkadaşı İmdat’ı hastaneye yetiştirmek amacıyla ekip aracını çalan sanığın arkadaşını hastaneye götürdüğü, aracın da kolluk kuvvetleri tarafından hemen acil servis önünde bulunduğunun anlaşılması karsısında, sanığın eyleminin TCK’nın 147. maddesinde düzenlenen “zorunluluk hali” kapsamında kaldığı, bu nedenle sanık hakkında CMK’nın 223/3-b bendi uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına şeklinde karar verilmesi gerekirken, hukuka uygunluk nedeni bulunduğundan bahisle yazılı şekilde beraat kararı verilmiş olması bozmayı gerektirmiş…” (YARGITAY 13. CD, 11.11.2014, 31481)


“Sanığın, aracını park ettiği yerde, otopark görevlisi olduğunu belirten kişiyle ücret konusunda tartışıp birden fazla kişinin saldırısına maruz kalıp 5 gün iş ve gücünden kalacak şekilde yaralandığı olayda, saldırının devam etmesi ve başka türlü kurtulması imkân kalmaması nedeniyle ruhsatlı silahı ile korkutmak için bir el ateş etmesi şeklindeki eyleminde zaruret halinin bulunduğu gözetilmeden beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi, bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı istem gibi bozulmasına oybirliğiyle karar verildi.”(YARGITAY 2.CD. 2004-17156/2005-29224)


 

Bu konuda daha fazla yardım veya danışmanlık için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Zorunluluk Hali

Zorunluluk Hali

 

 

 

 

 

 

Yazıyı paylaşın: