Bize Ulaşın +90 537 430 75 73

Bağışlama Sözleşmesi: Temel Unsurları, Çeşitleri, Geri Alınması

Hayatın olağan akışında gerçekleşen kazandırıcı işlemlerin büyük bir kısmı karşılıklı edim ilişkisine dayanır. Örneğin; Bir araç satın alırken alıcı parayı öder, satıcı aracı teslim eder. Ancak bazı durumlarda hiçbir karşılık beklenmeden yapılan kazandırmalar söz konusu olabilir. İşte bu noktada bağışlama sözleşmesi devreye girer.

Bağışlama sözleşmesi, bağışlayanın sağlar arası sonuç doğurmak üzere, mal varlığından bağışlanana karşılıksız olarak bir kazandırma yapmayı üstlendiği bir hukuki işlemdir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 285. maddesinde yapılan tanıma göre, “Bağışlama sözleşmesi, bağışlayanın sağlararası sonuç doğurmak üzere, malvarlığından bağışlanana karşılıksız olarak bir kazandırma yapmayı üstlendiği sözleşmedir. Henüz edinilmemiş olan bir haktan feragat etmek veya bir mirası reddetmek, bağışlama değildir. Ahlaki bir ödevin yerine getirilmesi de bağışlama sayılmaz.” Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere, bağışlama temlik borcu doğuran ve ivazsız, yani tek tarafa borç yükleyen bir sözleşme türüdür.

 

Bağışlama Sözleşmesinin Temel Unsurları

Bir sözleşmenin bağışlama sözleşmesi olarak nitelendirilebilmesi için üç temel unsurun bir arada bulunması gerekir. İlk unsur, bağışlama iradesinin olmasıdır. İkinci unsur, bir kazandırmayı konu edinmesidir. Kazandırma, bağışlananın mal varlığında bir artış sağlamak veya borçlarını azaltmak amacıyla gerçekleşir. Üçüncü ve en önemli unsur ise bir karşı edimin bulunmamasıdır. Karşılıksız olma, bağışlama sözleşmesini diğer kazandırıcı işlemlerden ayıran karakteristik özelliktir.

Kazandırma unsurunun varlığından söz edebilmek için, bağışlananın mal varlığında artış olduğu gibi bağışlayanın mal varlığında da bir azalma meydana gelmesi gerekir. Bu nedenle henüz edinilmemiş bir haktan feragat etmek bağışlama sayılmaz. Benzer şekilde bir mirası reddetmek veya ahlaki bir ödevin yerine getirilmesi de bağışlama kapsamında değerlendirilmez, çünkü bu durumlarda bağışlayanın mal varlığında bir azalma söz konusu değildir.

Bağışlama Sözleşmesinde Ehliyet Şartları

Bağışlama sözleşmesinin geçerliliği için tarafların belirli ehliyet şartlarını taşıması gerekir. Ancak bu şartlar bağışlayan ve bağışlanan için farklılık gösterir.

Bağışlayan kişinin tam fiil ehliyetine sahip olması zorunludur. Bağışlama sonucunda mal varlığında azalma meydana geleceğinden ve herhangi bir karşılık almayacağından, kanun koyucu bağışlayanı korumak adına sıkı düzenlemeler getirmiştir. Ayırt etme gücüne sahip, ergin ve kısıtlı olmayan kişiler tam fiil ehliyetine sahip oldukları için bağışlama yapabilirler. Tam fiil ehliyetine sahip olmayan kişilerin bağışlama yapması ise mümkün değildir.

Türk Medeni Kanunu’nun 449. maddesi, “Vesayet altındaki kişi adına kefil olmak, vakıf kurmak ve önemli bağışlarda bulunmak yasaktır” hükmü ile yasal temsilciler aracılığıyla dahi olsa tam ehliyetsizlerin bağışta bulunmasının önüne geçmiştir. Bu yasak işlemler kapsamına girmeyen, önem arz etmeyecek derecede küçük bağışlamalar ise yasal temsilcilerin rızasıyla yapılabilir.

Kendisine yasal danışman atanan bir kişinin bağış yapabilmesi için danışmanın rızasını alması gerekir. Ayrıca Türk Borçlar Kanunu’nun 286. maddesine göre, bağışlamayı izleyen bir yıl içinde başlatılmış bir yargılama sonucunda bağışlayanın savurganlığı yüzünden kısıtlanmasına karar verilirse, o bağışlama mahkemece iptal edilebilir.

Bağışlanan kişi açısından ise ehliyet şartları daha esnektir. Bağışlama mal varlığında artış sağladığı için kanun koyucu bağışlanan için sıkı bir koruma öngörmemiştir. Bağışlananın yalnızca ayırt etme gücüne sahip olması yeterlidir. Ayırt etme gücüne sahip olan bağışlanan, yasal temsilcisinin onayına ihtiyaç duymadan bağışlamayı kabul edebilir. Ancak bağışlananın yasal temsilcisi, bağışlananın kabulünü yasaklar veya bağışlanan şeyin geri verilmesini emrederse, bağışlama geçmişe etkili olarak ortadan kalkar. Bu düzenleme özellikle bağışlamanın kötüye kullanılması veya ahlaki açıdan kabul edilemez olması durumları için öngörülmüştür.

Bağışlama Sözleşmesinin Kurulması ve Şekli

Bağışlama sözleşmesi, tarafların karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanlarıyla kurulur. Türk Borçlar Kanunu’nun genel hükümlerine göre, öneri sahibi kabul için bir süre tayin etmişse bu sürenin sonuna kadar, böyle bir süre tayin edilmemişse hazırlar arasında derhal, hazır olmayanlar arasında ise zamanında ve muntazam bir şekilde gönderilen kabul beyanının varması anına kadar icabıyla bağlıdır.

Ancak Türk Borçlar Kanunu’nun 293. maddesi bu genel kurala bir istisna getirmiştir. Bu maddeye göre, bir kimse başkasına bağışlamayı önerdiği bir malı, başka mallarından fiilen ayırmış olsa bile, bağışlananın kabulüne kadar bağışlama önerisini geri alabilir. Bu düzenleme bağışlama sözleşmelerinde icaptan dönme konusunda özel bir hüküm oluşturur. Normalde hazırlar arası icapta kural olarak icaptan dönme mümkün değilken, bağışta eğer hazırlar arası bir icap varsa kabule kadar, hazır olmayanlar arasında bir icap söz konusu ise kabul beyanı kendisine ulaşıncaya kadar icabın geri alınması mümkündür.

Bağışlama sözleşmesinde kabul, örtülü irade beyanıyla da gerçekleşebilir. Bunun için bağışlananın bağışlama kurmaya yönelik icabı öğrenmiş olması gerekir; icabın ona varmış olması yeterli değildir.

Bağışlama sözleşmesinin geçerlilik şekli, yapılacak bağışlamanın türüne göre değişiklik gösterir. Elden bağışlama, bağışlayanın bir taşınırı bağışlanana teslim etmesiyle kurulmuş olur ve herhangi bir şekil şartına tabi değildir. Taşınmazların veya alacak haklarının elden bağışa konu edilmesi şekil yönünden mümkün değildir.

Bağışlama sözü verme olarak adlandırılan türde ise sözleşmenin geçerlilik şekli yazılı şekildir. Şekle uyulmaması sebebiyle geçersiz olan bağışlama sözü verme, bağışlayan tarafından yerine getirildiğinde elden bağışlama hükmündedir. Ancak bir taşınmazın veya taşınmaz üzerindeki ayni bir hakkın bağışlanması sözü vermenin geçerliliği, resmi şekilde yapılmış olmasına bağlıdır. Bu türden eşyaların elden bağışı olmayacağından şekle uyulmaması halinde sözleşme geçersizdir.

Bağışlama Sözleşmesinin Çeşitleri

Bağışlama sözleşmeleri farklı türlerde karşımıza çıkabilir ve her birinin kendine özgü hukuki düzenlemeleri vardır.

Elden Bağışlama: Günlük hayatta en sık karşılaşılan bağışlama türüdür. Bağışlayan kişi tarafından bir taşınır mal bağışlanana teslim edilir ve teslim anında bağışlama sözleşmesi kurulmuş olur. Bu türdeki sözleşmelerin herhangi bir şekil şartı bulunmaz. Bir evladın annesine telefon hediye etmesi, arkadaşlar arasında kitap hediyeleşmesi gibi günlük yaşamın her alanında görülebilir.

Bağışlama Sözü Verme: Kanundaki ifadesiyle bağışlama taahhüdü, bir taşınır veya taşınmaz malın bağışlanacağına ilişkin vaat içeren sözleşmelerdir. Diğer bağışlama türlerinden farkı, sözleşmenin kurulması ile borcun ifa edilmesinin aynı anda gerçekleşmemesi, aksine verme borcunun vaat ile doğmasıdır. Taşınır mallara ilişkin bağışlama sözü verilmesi için yapılan sözleşmelerde adi yazılı şekil şartı yeterlidir. Taşınmazlara ilişkin bağışlama vaatleri ise yalnızca resmi şekilde yapılabilir. Şekil şartlarını taşımayan bağışlama sözü, bağışlayan tarafından yerine getirilirse bu işlem elden bağışlama olarak kabul edilir.

Koşullu Bağışlama: Türk Borçlar Kanunu’nun 290. maddesine göre bağışlama koşula bağlı olarak yapılabilir. Sözleşme hem geciktirici hem de bozucu şarta bağlı olarak düzenlenebilir. Koşul hukuka veya ahlaka aykırı veya imkansızsa sözleşme batıldır. Koşulun gerçekleşmesi imkansızsa, geciktirici şartta sözleşme baştan sona geçersizdir; bozucu şartta ise baştan sona geçerlidir. Elden bağışlamada, bağışlama konusu şeyin teslimiyle sözleşme hükümlerini yerine getirmeye başladığından bu tür sözleşme geciktirici koşula bağlı olarak yapılamaz.

Yüklemeli Bağışlama: Bu türde bağışlayan, bağışlanana belli bir davranışta bulunma yükümlülüğü yükler. Bu yükümlülük feri bir edim olup bağışlanan değerin karşılığını oluşturmaz. Karşılıksız olma bağışın ayırt edici unsurudur ve bu nedenle bağışlamanın içerdiği yükleme bir karşı edim olarak kabul edilmez. Yükümlülüğün mutlaka parasal bir değer taşıması gerekmez. Örneğin bağışlanan bir arsanın üzerine okul yapılması yükümlülüğü getirilebilir.

Yükümlülüğün yerine getirilmesini bağışlayan, bağışlayanın ölümü halinde mirasçıları veya yine bağışlayanın ölümü halinde yetkili merci olarak mükellefiyetli bağışlamanın kendisi ile ilgili olduğu kamu tüzel kişisi talep edebilir. Yükümlülükten yararlanan belli bir kimse varsa, ilgili sağlar arası mükellefiyetli bağışlama, tam üçüncü kişi yararına sözleşme sayılır ve mükellefiyetten yararlananın mükellefiyetin icrasını talep edebileceği kabul edilir. Bağışlama konusunun değeri, yüklemenin yerine getirilmesi masraflarını karşılamaz ve aşan kısım kendisine ödenmezse bağışlanan, yüklemeyi yerine getirmekten kaçınabilir.

Yerine Getirilmesi Bağışlayanın Ölümüne Bağlı Bağışlama: Bu türde bağışlamanın hüküm ve sonuç doğurması bağışlayanın ölmesine bağlanmıştır. Türk Borçlar Kanunu’nun 290/2. maddesine göre, “Yerine getirilmesi bağışlayanın ölümüne bağlı olan bağışlamada, vasiyete ilişkin hükümler uygulanır.” Bu tür bağışlamalarda miras sözleşmesine ilişkin hükümlerin uygulanması gerekmektedir ve resmi vasiyetnamenin şekil şartlarına uyulması zorunludur.

Bağışlayana Dönme Koşullu Bağışlama: Bağışlayan, bağışlananın kendisinden önce ölmesi durumunda bağışlama konusunun kendisine dönmesi koşulunu koyabilir. Bu tür bağışta bozucu iradi şarta bağlı bir sözleşme söz konusudur. Bağışlananın ölmesiyle koşul gerçekleşmiş olur ve bağışlayan istihkak davasıyla şeyi bağışlananın mirasçılarından geri alabilir. Bağışlama konusu taşınmaza veya taşınmaz üzerindeki bir ayni hakka ilişkinse, bağışlayana dönme koşulu tapu siciline şerh verilebilir. Bu durumda bağışlayanın taşınmazın kendisine iadesini talep hakkı, taşınmaz üzerinde daha sonra ayni hak sahibi olabilecek üçüncü kişilere karşı da öne sürülebilir hale gelir.

Bağışlayanın Borçları ve Sorumluluğu

Bağışlama sözleşmesinde bağışlayanın temel borcu, bağışlama konusu malı bağışlanana devretmektir. Bağışlama konusu paraysa bağışlanan bunu ödeme borcu, taşınırsa bunu teslim borcu, taşınmazsa bağışlanan adına tescilini isteme borcu altındadır. Bağışlayanın bu borcunu yerine getirmemesi durumunda bağışlanan bir ifa davasıyla paranın ödenmesini ya da taşınır malın teslimini sağlayabilir.

Bağışlama tam iki tarafa borç yükleyen bir sözleşme olmadığı için aynen ifadan vazgeçip müspet zarar isteme ve akitten dönme hakkı yoktur. Temerrüt faizi, bağışlayanın temerrüde düştüğü tarihten itibaren değil, bağışlananın bağışlama sözleşmesinin ifası için mahkemeye veya icraya başvurma tarihinden itibaren işlemeye başlar.

Bağışlayanın sorumluluğu diğer sözleşmelere göre hafifletilmiştir. Bağışlayanın, bağışlamadan doğan borcuna aykırılık nedeniyle ortaya çıkan zararlar bakımından sorumluluğu, bağışlayanın ancak ağır kusuru varsa söz konusu olur. Bağışlayan borca aykırılığında hafif kusurundan sorumlu değildir. Türk Borçlar Kanunu’nun 294. maddesine göre, “Bağışlayan, bağışlamadan doğan zarardan bu zarara ağır kusuruyla sebep olmadıkça, bağışlanana karşı sorumlu değildir. Bağışlayan, bağışlanılan şey veya alacak hakkında ayrıca garanti sözü vermişse, bununla sorumlu olur.” Bu hükümden de anlaşılacağı üzere bağışlayan zapta ve ayıba karşı ancak açıkça taahhütte bulunmuşsa sorumlu olur.

Aksi kararlaştırılmamışsa bağışlayan bağışını dönemsel olarak belirli zamanlarda ifa ediyorsa, bağışlayanın ölmesi ile bağışlama sona erer.

Bağışlama Sözünün Geri Alınması ve İfadan Kaçınma

Bağışlama konusu şey bağışlanana henüz teslim edilmemişse, belirli durumlarda bağışlama sözü veren sözünü geri alabilir ve onu ifadan kaçınabilir. Türk Borçlar Kanunu’nun 296. maddesi bu durumları düzenlemiştir.

İlk olarak, elden bağışlanılan bir malın geri verilmesini isteyebileceği sebeplerden birisi varsa bağışlayan sözünü geri alabilir. İkinci olarak, mali durumu sonradan sözün yerine getirilmesini kendisi için olağanüstü ağır kılacak ölçüde değişmişse bu hak kullanılabilir. Üçüncü olarak, bağışlama sözü verdikten sonra kendisi için yeni aile yükümlülükleri doğmuş veya bu yükümlülükleri önemli ölçüde ağırlaşmışsa bağışlayan ifadan kaçınabilir. Son olarak, bağışlama sözü verenin borcunu ödeme güçsüzlüğü belirlenir veya iflasına karar verilirse, ifa yükümlülüğü kendiliğinden ortadan kalkar.

Yerine Getirilmiş Bağışlamanın Geri Alınması

Bağışlama konusu şey bağışlanana zaten teslim edilmişse, yani bağışlama yerine getirilmişse, belirli ağır durumlar söz konusu olduğunda bağışlayan elden bağışlamayı veya yerine getirdiği bağışlama sözünü geri alabilir.

Türk Borçlar Kanunu’nun 295. maddesi bu durumları üç başlık altında toplamıştır. Birinci durum, bağışlanan kişinin bağışlayana veya yakınlarından birine karşı ağır bir suç işlemesidir. İkinci durum, bağışlananın bağışlayana veya onun ailesinden bir kimseye karşı kanundan doğan yükümlülüklerine önemli ölçüde aykırı davranmasıdır. Üçüncü durum ise bağışlananın yüklemeli bağışlamada haklı bir sebep olmaksızın yüklemeyi yerine getirmemesidir.

Bu üç halde bağışlanan, bağışlananın istem tarihindeki zenginleşmesi ölçüsünde bağışlama konusunun geri verilmesini isteyebilir. Geri alma hakkı, tek taraflı varması gerekli irade beyanıyla kullanılır ve bununla sözleşme geçmişe etkili olarak ortadan kalkar. Bu hakkın dava yoluyla kullanılması zorunlu değildir.

Bağışlayan, geri alma sebebini öğrendiği günden başlayarak bir yıl içinde bağışlamayı geri alabilir. Bağışlayan bir yıllık süre dolmadan ölürse, geri alma hakkı mirasçılarına geçer ve mirasçıları bu sürenin sona ermesine kadar bu hakkı kullanabilirler. Bağışlayan sağlığında geri alma sebebini öğrenememişse, mirasçıları ölümünden başlayarak bir yıl içinde bağışlamayı geri alma hakkını kullanabilirler. Bağışlanan, bağışlayanı kasten ve hukuka aykırı olarak öldürür veya onun geri alma hakkını kullanmasını engellerse, mirasçıları bağışlamayı geri alabilirler.

 

Bu konuda daha fazla yardım veya danışmanlık için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Anasayfa Makaleler Borçlar Hukuku Bağışlama Sözleşmesi: Temel Unsurları, Çeşitleri, Geri Alınması
Anasayfa Makaleler Borçlar Hukuku Bağışlama Sözleşmesi: Temel Unsurları, Çeşitleri, Geri Alınması