Aile Konutu Şerhi Kavramı ve Hukuki Dayanakları
Aile konutu şerhi, evlilik birliğinin sürdürüldüğü konutta malik olmayan eş tarafından, mülkiyet hakkına sahip olan eşin tasarruf yetkisini sınırlayarak konut üzerindeki haklarını koruyan önemli bir hukuki güvencedir. Türk hukuk sisteminde eşler arasındaki ekonomik dengeyi gözeten ve aile birliğinin korunmasını amaçlayan bu düzenleme, konut üzerinde yapılacak her türlü hukuki işlemde diğer eşin iradesinin gözetilmesini zorunlu kılmaktadır. Evlilik birliği devam ettiği sürece eşlerin birlikte yaşadığı konuta “aile konutu” denilmekte ve bu konut üzerinde yapılacak satış, kiralama, ipotek gibi işlemler malik olmayan eşin açık rızasına bağlanmaktadır.
Aile Konutu Şerhi Kavramı
Türk Medeni Kanunu’nun 194. maddesi aile konutu şerhinin temel hukuki dayanağını oluşturmaktadır. Bu maddeye göre eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz. Kanun koyucu bu düzenleme ile aile konutunun toplumun temel birimi olan aile için taşıdığı maddi ve manevi değeri koruma altına almıştır. Aile konutu şerhi, tapu kütüğüne işlenerek üçüncü kişilere karşı da etki doğuran ve konutun aile konutu olduğunu aleni hale getiren bir güvence mekanizmasıdır.
TMK 194′ göre; “Eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça, aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz” hükmü, mülkiyet hakkının mutlak olmadığını ve aile birliği söz konusu olduğunda bu hakkın belirli sınırlamalara tabi tutulabileceğini göstermektedir. Aile konutu olarak özgülenen taşınmaz malın maliki olmayan eş, tapu kütüğüne konutla ilgili gerekli şerhin verilmesini tapu müdürlüğünden isteyebilmektedir. Bu talep hakkı malik olmayan eşe tanınmış önemli bir koruma aracıdır ve herhangi bir şekil şartına bağlı değildir.
Aile Konutu Şerhinin Temel Özellikleri
Aile konutu şerhinin sahip olduğu özellikler, bu kurumun hukuki niteliğini ve işlevini anlamak açısından büyük önem taşımaktadır. Aile konutu şerhinin en temel özelliği açıklayıcı nitelikte olmasıdır. Bir başka deyişle, tapuya aile konutu şerhi konulduğu için o konut aile konutu olmamakta, aksine aile konutu olduğu için şerh konulabilmektedir. Bu nedenle şerh konulmamış olsa bile eşlerin birlikte yaşadıkları konut aile konutu vasfını taşımakta ve bu vasıftan kaynaklanan sınırlamalar yürürlükte olmaktadır. Şerh sadece bu durumu aleni hale getirerek üçüncü kişiler için öngörülebilirlik sağlamaktadır.
Aile konutu şerhinin bir diğer önemli özelliği emredici nitelikte olmasıdır. Aile konutu üzerine getirilen sınırlandırma kamu düzenine ilişkin olup, tarafların iradesiyle ortadan kaldırılamaz. Eşler aralarında anlaşarak bu haktan önceden feragat edemezler ve açık rıza ancak belirli bir işlem için verilebilir. Bu emredici nitelik, aile birliğinin korunması amacını yansıtmakta ve ekonomik olarak güçsüz konumda olabilecek eşin korunmasını sağlamaktadır. Nitekim Türk Medeni Kanunu’nun 193. maddesi ile eşlerin birbirleri ve üçüncü kişilerle olan hukuki işlemlerinde özgürlük alanı tanınmış olmakla birlikte, 194. madde hükmü ile bu özgürlük alanı aile konutu söz konusu olduğunda sınırlandırılmıştır.
Aile konutu şerhi aynı zamanda eşlerin hukuki işlem özgürlüğünün sınırlandırılması anlamına gelmektedir. Mülkiyet hakkının malike tanıdığı kullanma, yararlanma ve tasarruf yetkilerinden bazılarını kullanabilmesi diğer eşin açık rızasına bağlanmıştır. Bu sınırlandırma sadece devir işlemleri için değil, konut üzerinde ipotek tesis edilmesi, kira sözleşmesinin feshedilmesi gibi konutun kullanımını etkileyecek her türlü işlem için geçerlidir. Malik eş, aile konutundaki yaşantıyı güçlüğe sokacak biçimde tek başına ayni hak tesis edemez veya mevcut hakları sınırlayamaz.
Aile Konutu Şerhinin Konulabilmesi İçin Gerekli Şartlar
Aile konutu şerhinin tapu kütüğüne işlenebilmesi için belirli şartların bir arada bulunması gerekmektedir. Her şeyden önce, şerh talebinde bulunan kişi ile mülkiyet hakkına sahip olan kişi resmi şekilde evli bulunmalıdır. Evlilik birliğinin geçerli bir şekilde kurulmuş olması ve devam ediyor olması şart olup, dini nikah veya fiili birliktelik aile konutu şerhi konulması için yeterli değildir. Taşınmazın tapu kütüğüne kayıtlı olması da bir diğer zorunlu şarttır. Tapu kaydı olmayan veya henüz tapuya tescil edilmemiş taşınmazlara aile konutu şerhi konulamaz.
En önemli şart ise taşınmazın aile konutu olarak özgülenmiş olmasıdır. Aile konutu, eşlerin fiilen birlikte yaşadıkları, evlilik birliğinin sürdürüldüğü yerdir. Bir taşınmazın aile konutu sayılabilmesi için eşlerin o konutta müşterek hayatlarını sürdürmeleri gerekmektedir. Eşlerden birinin haklı bir sebep olmaksızın birlikte yaşamaktan kaçınması, boşanma veya ayrılık davası açılması veya başka bir sebeple ortak hayatın olanaksız hale gelmesi hali dahi konutun aile konutu vasfını derhal ortadan kaldırmamaktadır. Ancak evliliğin ölüm, boşanma veya iptal kararıyla kesin olarak sona ermesi durumunda aile konutu şerhinin hukuki dayanağı ortadan kalkmış olur.
Aile konutu şerhi sadece taşınmaz mallara konulabilmektedir. Taşınır mallar üzerinde aile konutu şerhi söz konusu değildir. Taşınmazın mülkiyetinin eşlerden hangisine ait olduğu önemli değildir; taşınmaz eşlerden yalnızca birinin mülkiyetinde olabileceği gibi, her ikisinin paylı veya elbirliği mülkiyetinde de olabilir. Aile konutu şerhi konulmadan önce taşınmazın maliki olmayan eş, ilgili tapu müdürlüğüne başvurarak şerh talebinde bulunabilir. Bu talep için herhangi bir mahkeme kararına gerek yoktur; idari bir işlemdir ve tapu müdürlüğü tarafından re’sen yerine getirilir.
Aile Konutu Şerhinin Hukuki Sonuçları
Aile konutu şerhi konulmasının en önemli hukuki sonucu, malik eşin tasarruf yetkisinin sınırlanmasıdır. Mülkiyet hakkı kendisinde olan eş, diğer eşin rızası olmaksızın taşınmaz üzerinde ipotek tesis edemez, taşınmazı satamaz, kiralayamaz veya benzeri işlemleri yapamaz. Bu sınırlama mutlak nitelikte olup, malik eş bu yasağı aşarak yaptığı işlemlerin hukuki sonuçları oldukça ağırdır. Diğer eşin açık rızası alınmadan yapılan devir, ipotek veya kira işlemleri geçersizdir ve malik olmayan eş bu işlemlerin iptalini mahkemeden talep edebilir.
Diğer eşin rızası için Türk Medeni Kanunu herhangi bir şekil şartı öngörmemiştir. Bu nedenle söz konusu rıza bir şekle tabi olmadan sözlü olarak da verilebilir. Ancak kanun metninin açık ifadesinden anlaşılacağı üzere, rızanın açık olması gerekmektedir. Zımni rıza yeterli değildir; eşin işlemi bilmesi veya sessiz kalması tek başına rıza anlamına gelmez. Rıza hem taahhüt hem de tasarruf işlemi için ayrı ayrı verilmelidir. Genel bir rıza beyanı geçerli olmayıp, her işlem için ayrıca açık rıza alınması zorunludur.
Aile konutu şerhi sayesinde doğabilecek uyuşmazlıklarda üçüncü kişilerin iyi niyeti korunmaz. Şerhin tapu kütüğüne işlenmiş olması halinde üçüncü kişiler ve memurlar bu durumun farkında olarak işlem tesis edeceklerdir. İşlemin tarafı olan üçüncü kişinin iyi niyetli olup olmaması, malik olmayan eşin rızası alınmadan yapılan işlemin geçersizliğini etkilemez. Yani üçüncü kişi, taşınmazın aile konutu olduğunu bilmese bile, işlem geçerlilik kazanamaz. Ancak bu durum, tapu sicilindeki yolsuz tescile iyi niyetle güvenerek mülkiyet kazanan ikinci alıcı konumundaki üçüncü kişileri etkilemeyebilir.
Aile Konutu Şerhine Aykırı İşlemler ve Hukuki Korunma
Malik eş, diğer eşin rızasını almadan aile konutunu devreder veya üzerinde ipotek tesis ederse, malik olmayan eş bu işlemin iptalini talep etme hakkına sahiptir. Rızayı sağlayamayan veya haklı bir sebep olmadan kendisine rıza verilmeyen eş, hakimin müdahalesini isteyebilir. Bu durumda mahkeme, somut olayın özelliklerini değerlendirerek eşlerden birinin rızasının gerekli olup olmadığına veya diğer eşin rıza vermemesinin haklı bir sebebe dayanıp dayanmadığına karar verir. Mahkeme kararında, tarafların ekonomik durumları, aile birliğinin menfaatleri ve çocukların durumu gibi unsurlar dikkate alınmaktadır.
Aile konutu nedeniyle açılan tapu iptal ve tescil davaları, niteliği itibarıyla yolsuz tescilin düzeltilmesine ilişkin davalardır. Bu davalar zamanaşımına tabi değildir; malik olmayan eş istediği zaman bu davayı açabilir. Ancak hakkın kötüye kullanılması durumu söz konusu olabilir. Örneğin çok uzun yıllar geçtikten sonra dava açılması halinde hakim, Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesi gereği değerlendirme yaparak hakkın kötüye kullanıldığı sonucuna varabilir. Bu durumda somut olay değerlendirmesi yapılarak, davacının uzun süre sessiz kalmasının haklı bir nedene dayanıp dayanmadığı incelenmektedir.
Tapu iptal ve tescil davaları açılabilmesi için belirli şartların gerçekleşmesi gerekmektedir. Taraflar arasında geçerli bir evlilik birliğinin bulunması, taşınmazın aile konutu olarak kullanılması, taşınmazın malik eş tarafından diğer eşin açık rızası olmadan üçüncü kişiye devredilmesi veya üzerine ipotek tesis edilmesi gerekmektedir. Ayrıca bu işlemlerin geçersizliğinin tespit edilmesi için tapu iptal ve tescil davası açılmış olmalıdır. Taşınmazı satın alan üçüncü kişinin iyi niyetli olmaması da dava açılabilmesi için aranan şartlardan biridir.
Dava açılırken dikkat edilmesi gereken önemli bir husus, davanın taraflarının doğru belirlenmesidir. Tapu iptal ve tescil davasında hem malik eş hem de taşınmazı satın alan üçüncü kişi davalı olarak gösterilmelidir. Eğer taşınmaz üzerine ipotek konulmuşsa, ipotekli alacaklı banka da davalı olarak davaya dahil edilmelidir. Tüm menfaat sahiplerinin davaya dahil edilmemesi, davanın reddine veya eksik taraflardan dolayı sürecin uzamasına neden olabilir.
Aile Konutu Şerhi ve İspat Yükü
Aile konutu şerhine dayalı açılan davalarda ispat yükü önemli bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. Taşınmazın aile konutu olduğunu iddia eden ve bu nedenle yapılan işlemin geçersizliğini talep eden malik olmayan eş, iddiasını ispatla yükümlüdür. Ancak tapu kütüğüne şerh düşülmüş ise bu ispat kolaylaşmakta ve şerh karine oluşturmaktadır. Şerh bulunmayan durumlarda ise davacı eş, taşınmazda fiilen ikamet ettiğini çeşitli delillerle kanıtlamalıdır.
İspat araçları arasında Mernis kayıtları önemli bir yer tutmaktadır. Nüfus müdürlüklerine bildirilen ikametgah adresi, taşınmazda ikamet edilip edilmediğinin tespitinde kullanılan birincil resmi belgedir. Elektrik, su, doğalgaz gibi aboneliklerin kimlerin adına olduğu ve hangi tarihlerden itibaren kullanıldığı da önemli delillerdir. Komşu beyanları ve tanık ifadeleri, tarafların o adreste ne zamandan beri birlikte yaşadıklarını göstermek açısından değer taşımaktadır. Emniyet müdürlüklerinin hazırladığı ikametgah araştırma tutanakları da mahkemeler tarafından sıklıkla dikkate alınan resmi belgeler arasındadır.
İşlem tarihinin özel bir önemi bulunmaktadır. Malik eşin taşınmazı devrettiği veya ipotek tesis ettiği tarihte o taşınmazın aile konutu olup olmadığı kritik bir husustur. Eğer işlem yapıldığı tarihte taraflar henüz o taşınmaza taşınmamışsa veya o taşınmazı terk etmişlerse, aile konutu korumasından söz edilemez. Bu nedenle davacı eş, işlem tarihi itibarıyla taşınmazda ikamet ettiğini tarih belirterek somut delillerle ortaya koymalıdır. Mahkemeler bu konuda titiz bir inceleme yapmakta ve sadece genel beyanlarla yetinmemektedir.
Davalı üçüncü kişinin iyi niyetinin ispatı da önemli bir konudur. Üçüncü kişi, taşınmazı satın alırken veya ipotek alırken bunun aile konutu olduğunu bilmediğini ve bilemeyeceğini iddia edebilir. Ancak bu iddia kolaylıkla kabul edilmemektedir. Özellikle düşük bedelle yapılan satışlar, malik eşin akrabalarına veya yakınlarına yapılan devirler, boşanma sürecine girilmesi gibi durumlar üçüncü kişinin kötü niyetli olduğuna dair karine oluşturmaktadır. Mahkemeler, üçüncü kişinin özensiz davranıp davranmadığını, gerekli özeni gösterip göstermediğini değerlendirmektedir.
Aile Konutu Eşlerden Biri Tarafından Kiralanmışsa
Türk Medeni Kanunu’nun 194. maddesinin dördüncü fıkrasında özel bir düzenleme yer almaktadır. “Aile konutu eşlerden biri tarafından kira ile sağlanmışsa, sözleşmenin tarafı olmayan eş, kiralayana yapacağı bildirimle sözleşmenin tarafı haline gelir ve bildirimde bulunan eş diğeri ile müteselsilen sorumlu olur” hükmü, kiralanmış aile konutları için önemli bir koruma mekanizması getirmektedir. Bu düzenleme ile kiracı olmayan eş de konut üzerinde hukuki bir güvenceye kavuşmaktadır.
Bu hükme göre, eşlerden yalnızca biri kira sözleşmesinin tarafı olarak konutu kiralamış olsa bile, diğer eş kiraya verene yapacağı tek taraflı bir bildirimle kira sözleşmesinin tarafı haline gelebilmektedir. Bu bildirim herhangi bir şekil şartına tabi değildir; yazılı veya sözlü olarak yapılabilir. Ancak ispat kolaylığı açısından bildirimin yazılı yapılması ve kiralayan tarafından alındığının teyit edilmesi önerilmektedir. Bildirim yapıldıktan sonra her iki eş de kiralayan karşısında müteselsilen sorumlu hale gelmektedir.
Müteselsil sorumluluk, kiralayanın kira bedelini ve diğer edim yükümlülüklerini her iki eşten de birlikte veya ayrı ayrı talep edebilmesi anlamına gelmektedir. Bu durum bir yandan kiracı olmayan eşin konuttaki hukukunu güçlendirirken, diğer yandan ona mali bir sorumluluk da yüklemektedir. Eşler arasında boşanma veya ayrılık durumunda bu sorumluluk önem kazanmaktadır. Kiracı olmayan eş, kira sözleşmesinin tarafı haline geldikten sonra, malik eş tarafından sözleşmenin feshedilmesi durumunda konuttan çıkarılmasını önleyebilir.
Kira sözleşmesinin tarafı haline gelen eş, sözleşmenin devamını sağlayabilir ve malik eş kira sözleşmesini tek taraflı olarak feshedemez. Eğer malik eş sözleşmeyi feshetmek istiyorsa, diğer eşin açık rızasını alması gerekmektedir. Bu düzenleme, özellikle ekonomik gücü zayıf olan ve konut sahibi olmayan eşlerin korunması açısından büyük önem taşımaktadır. Evlilik birliği içinde ortaya çıkabilecek ekonomik dengesizliklerin yarattığı mağduriyetler bu yolla giderilmeye çalışılmaktadır.
Boşanma ve Ayrılık Durumunda Aile Konutu
Boşanma veya ayrılık davası açılması durumunda aile konutunun akıbeti özel bir öneme sahiptir. Evlilik birliğinin sona ermesi aşamasında taraflar arasında konut konusunda ciddi anlaşmazlıklar çıkabilmektedir. Türk Medeni Kanunu bu duruma ilişkin olarak 254. maddede özel bir düzenleme getirmiştir. Bu maddeye göre hakim, eşlerden birinin istemi üzerine, aile konutunun diğer eşe tahsisine karar verebilir. Bu karar verilirken özellikle çocukların menfaati öncelikle gözetilmektedir.
Aile konutunun tahsisine ilişkin karar verilebilmesi için evlilik birliğinin çekilmez hale gelmesi veya boşanma davası açılmış olması gerekmektedir. Mahkeme, hangi eşin konutta kalmasının daha uygun olacağını değerlendirirken çeşitli kriterleri göz önünde bulundurmaktadır. Çocukların velayetinin hangi eşte olduğu, tarafların ekonomik durumları, konutu terk eden eşin başka bir barınma imkanının bulunup bulunmadığı, tarafların kusur durumları gibi unsurlar bu değerlendirmede rol oynamaktadır.
Konut malik olmayan eşe tahsis edildiğinde, malik eş bu kararı kabul etmek ve konuta müdahale etmemek zorundadır. Tahsis kararı, konutun kullanım hakkını geçici olarak diğer eşe vermektedir. Bu süre içinde malik eş, konuta ilişkin tasarruf yetkisini kullanamaz ve konutu satamaz veya kiraya veremez. Tahsis kararının süresi mahkeme tarafından belirlenir ve bu süre sonunda karar kendiliğinden hükümsüz hale gelir. Ancak gerekli görülürse süre uzatılabilir.
Boşanma kararı kesinleştikten sonra aile konutu vasfı sona ermektedir. Ancak boşanma davası sırasında verilen tahsis kararı belirli bir süre için devam edebilir. Boşanma sonrasında tarafların malvarlığı rejiminin tasfiyesi kapsamında konut üzerindeki haklar da değerlendirilir. Konut mal rejimi gereği paylaşılacak mallar arasında yer alıyorsa, bu paylaşma sırasında dikkate alınır. Eğer konut bir eşin kişisel malı ise, diğer eşin bu konut üzerinde herhangi bir hak iddia etmesi mümkün değildir.
Aile Konutu Şerhi ve Mal Rejimleri İlişkisi
Türk hukukunda üç tür mal rejimi bulunmaktadır: edinilmiş mallara katılma rejimi, paylaşmalı mal ayrılığı rejimi ve mal ortaklığı rejimi. Eşler arasında geçerli olan mal rejiminin aile konutu şerhi ile doğrudan bir ilişkisi yoktur. Aile konutu şerhi, hangi mal rejimi altında olursa olsun eşleri korumaktadır. Ancak mal rejiminin türü, boşanma veya evliliğin sona ermesi durumunda konut üzerindeki hakların belirlenmesinde rol oynamaktadır.
Edinilmiş mallara katılma rejiminde aile konutu, edinilmiş mal veya kişisel mal olarak nitelendirilir. Eğer konut evlilik süresince karşılıklı çalışmayla edinilmişse edinilmiş maldır ve boşanma halinde değer artış payı hesaplamasına dahil edilir. Konut eşlerden birinin evlilik öncesi malvarlığından geliyorsa veya miras ya da bağış yoluyla edinilmişse kişisel maldır. Kişisel malların değer artışı da kişisel mal olarak kalmakta, ancak diğer eşin emeği ile bu değer artışına katkı sağlanmışsa birtakım talepler söz konusu olabilmektedir.
Mal rejiminin türü ne olursa olsun, evlilik devam ettiği sürece aile konutu koruması devam etmektedir. Malik eş, diğer eşin rızası olmadan konutta tasarrufta bulunamaz. Bu koruma, mal rejiminden bağımsız olarak Türk Medeni Kanunu’nun 194. maddesi ile sağlanmaktadır. Dolayısıyla taraflar aralarında mal ayrılığı rejimine geçseler bile, aile konutu üzerindeki sınırlamalar aynen devam etmektedir. Bu düzenleme, aile birliğinin ve her iki eşin de barınma hakkının korunması amacına hizmet etmektedir.
Yargı Kararları Işığında Aile Konutu Şerhi Uygulamaları
Yargıtay kararları, aile konutu şerhinin uygulanmasında önemli ilkeler ortaya koymuştur. Yüksek mahkeme, aile konutu olan taşınmazın malik olmayan eşin rızası olmaksızın devredilmesi veya üzerine ipotek tesis edilmesi halinde bu işlemlerin geçersiz olduğunu kararlı bir şekilde vurgulamaktadır. İpotek tesis tarihinde taşınmazın aile konutu olduğunun sabit olması ve davacı eşin rızasının alınmamış olması durumunda, ipotek işleminin geçersiz olduğuna ve iptaline karar verilmektedir.
Yargıtay, açık rıza kavramını da net bir şekilde tanımlamaktadır. Eş muvafakatnamesi üzerindeki imzanın eşe ait olduğunun grafoloji bilirkişi raporu ile tespit edilmesi ve eşin bu durumu kabul etmesi halinde, açık rızanın bulunduğu kabul edilmektedir. Ancak imzanın sahte olduğunun belirlenmesi veya iradenin sakatlığının ispatlanması durumunda işlem geçersiz sayılmaktadır. Eş muvafakatnamesinin bizzat eş tarafından imzalanmış olması ve noterde onaylanması en güvenli yöntemdir.
İyi niyet kavramı da Yargıtay kararlarında önemli bir yer tutmaktadır. Özellikle boşanma sürecine giren veya evlilik birliğinde sorunlar yaşayan eşlerin akrabalarına veya yakınlarına düşük bedellerle taşınmaz devrinde bulunmaları durumunda, üçüncü kişinin iyi niyetli olup olmadığı titizlikle incelenmektedir. Davacı kadının taşınmazı satma konusunda aktif davranışlar sergilemesi, evi bizzat gezdirmesi ve satış işleminde bulunması halinde, sonradan açılan davaların iyi niyetle bağdaşmayacağı değerlendirilmektedir.
Mernis kayıtları, elektrik ve su abonelikleri, emniyet müdürlüğü araştırma tutanakları gibi resmi belgeler, taşınmazın aile konutu olup olmadığının tespitinde önemli deliller olarak kabul edilmektedir. Tarafların uzun yıllardır aynı adreste ikamet ettiklerinin bu belgelerle ispatlanması, o taşınmazın aile konutu olduğunu göstermektedir. Ancak işlem tarihinde taşınmazın henüz aile konutu olmadığının, yani eşlerin o tarihte o taşınmazda ikamet etmediklerinin ispatlanması durumunda dava reddedilmektedir.
Aile Konutu Şerhinin Kaldırılması
Aile konutu şerhinin kaldırılması belirli durumlarda söz konusu olabilir. Evliliğin boşanma kararıyla sona ermesi durumunda aile konutu şerhi kendiliğinden işlevini yitirir ve şerhin kaldırılması talep edilebilir. Boşanma davasında mahkeme, aile konutundan hangi eşin yararlanacağına karar verebilir ve bu karara göre şerhin akıbeti belirlenir. Evliliğin ölümle sona ermesi halinde de şerh kaldırılabilir, ancak bu durumda miras hakları göz önünde bulundurulmalıdır.
Eşler aile konutunu değiştirdikleri takdirde, eski konuttaki şerhin kaldırılması ve yeni konuta şerh konulması talep edilebilir. Taşınmaz artık aile konutu olarak kullanılmıyorsa ve eşler başka bir yerde ikamet ediyorlarsa, eski şerhin kaldırılması mümkündür. Şerh kaldırma işlemi de tapu müdürlüğüne başvurularak gerçekleştirilir. Ancak şerh kaldırılmadan önce, yeni konuta şerh konulmasının sağlanması malik olmayan eşin menfaatleri açısından önemlidir.
Şerhin kaldırılması için her iki eşin birlikte tapu müdürlüğüne başvurması en pratik yoldur. Ancak eşlerden biri şerhin kaldırılmasına yanaşmıyorsa, malik eş mahkemeye başvurarak şerhin kaldırılmasını talep edebilir. Mahkeme, şerhin kaldırılması için haklı sebep bulunup bulunmadığını değerlendirir. Özellikle evlilik birliğinin fiilen sona ermesi, eşlerin uzun süredir ayrı yaşaması, boşanma davası açılması gibi durumlarda şerhin kaldırılması için mahkeme kararı alınabilir.
Uygulamada Karşılaşılan Sorunlar ve Çözüm Önerileri
Aile konutu şerhi uygulamasında çeşitli sorunlarla karşılaşılmaktadır. En sık görülen sorunlardan biri, malik eşin diğer eşten habersiz olarak taşınmazı devretmeye veya ipotek koymaya çalışmasıdır. Bu durumda tapu memurları, işlem sırasında malik olmayan eşin rızasını aramakla yükümlüdür. Ancak uygulamada bu kontrol her zaman titizlikle yapılmamakta ve sahte muvafakatnamelerle işlemler gerçekleştirilebilmektedir. Bu nedenle aile konutu şerhi konulması, tapu memurlarının dikkatini çekmekte ve bu tür işlemleri zorlaştırmaktadır.
Bir başka sorun, eşlerin uzlaşamadığı durumlarda rıza verilmemesidir. Malik eş meşru bir gerekçeyle konutta tasarrufta bulunmak istese bile, diğer eş buna rıza vermeyebilir. Bu durumda malik eş mahkemeye başvurarak hakimin müdahalesini talep edebilir. Mahkeme, somut olayın özelliklerini değerlendirerek işlemin yapılıp yapılamayacağına karar verir. Örneğin mali zorluk nedeniyle konutun satılması gerekiyorsa ve diğer eş sebepsiz yere rıza vermiyorsa, mahkeme işlem için izin verebilir.
Evlilik birliğinin devamı sırasında eşlerin geçici olarak ayrı yaşamaları durumunda da sorunlar yaşanabilmektedir. İş nedeniyle başka bir şehirde ikamet etme, uzun süreli yurtdışı görevlendirme gibi durumlarda taşınmazın aile konutu vasfını koruyup korumadığı tartışmalı olabilir. Yargıtay kararları, geçici ayrılıkların aile konutu vasfını ortadan kaldırmayacağı yönündedir. Ancak ayrılığın uzun süreli ve kalıcı nitelikte olması halinde, taşınmaz aile konutu olma özelliğini kaybedebilir.
Çok konutlu ailelerin durumu da dikkat çekicidir. Eşlerin birden fazla konutu bulunması durumunda, hangisinin aile konutu sayılacağı önem taşımaktadır. Kural olarak eşlerin asıl ikametgahlarının bulunduğu konut aile konutudur. Yazlık, kış evi gibi konutlar aile konutu sayılmaz. Ancak mevsimlik olarak kullanılan konutlarda yılın belirli dönemlerinde düzenli ikamet ediliyorsa, bu konutlar da belirli dönemler için aile konutu vasfı kazanabilir. Uygulamada bu konuda kesin bir kriter bulunmamakta, somut olay değerlendirmesi yapılmaktadır.
İşyeri ile konutun aynı taşınmazda bulunması da sorun yaratabilmektedir. Özellikle alt katı dükkan, üst katı konut olarak kullanılan binalarda tüm taşınmaza aile konutu şerhi konulması işyerinin devri veya kiralanmasını engelleyebilir. Bu durumda kat mülkiyetinin kurulması ve sadece konut olarak kullanılan bağımsız bölüme şerh konulması uygun çözüm olabilir. Eğer kat mülkiyeti yoksa, mahkemeden taşınmazın sadece konut kısmı için koruma talep edilebilir.
Görevli ve Yetkili Mahkemeler
Aile konutu şerhine ilişkin uyuşmazlıklarda görevli mahkeme Aile Mahkemeleridir. Yetkili mahkeme ise Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 12. maddesi gereği taşınmazın bulunduğu yer mahkemesidir. Bu yetki kamu düzenine ilişkin kesin yetki olup, tarafların anlaşmasıyla değiştirilemez.
Aile konutu şerhine ilişkin davalarda usul ekonomisi ilkesi gereği, varsa boşanma davası ile birlikte görülmesi mümkündür. Boşanma davasına bakan aile mahkemesi, aynı zamanda aile konutuna ilişkin talepleri de değerlendirebilir. Bu durumda davaların birleştirilmesi hem zaman hem de emek tasarrufu sağlamaktadır. Ancak aile konutu şerhine ilişkin dava bağımsız olarak da açılabilir ve bu durumda görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesi olmaktadır.
Aile konutu şerhi, Türk hukuk sisteminin ailenin korunması ve eşler arası dengenin sağlanması amacıyla getirdiği önemli bir güvence mekanizmasıdır. Bu kurum sayesinde malik olmayan eş, mülkiyet hakkı kendisinde olmasa bile konutta yaşama ve konuttan yararlanma hakkını güvence altına alabilmektedir. Şerhin açıklayıcı nitelikte olması, tapu kütüğüne işlenmemiş olsa bile aile konutu korumasının devam ettiğini göstermektedir. Ancak şerhin konulması, hem ispat kolaylığı sağlamakta hem de üçüncü kişilere karşı aleniyet kazandırmaktadır.
Aile konutu şerhi konusunda daha fazla yardım veya danışmanlık için bizimle iletişime geçebilirsiniz.