TMK 166/3 Kapsamında Anlaşmalı Boşanma Davası
Son Güncellenme Tarihi: Temmuz 3, 2026
Evlilik birliğini karşılıklı rıza ile sonlandırmak isteyen eşler için Türk hukukunun sunduğu en pratik yol, Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenen anlaşmalı boşanma davasıdır. Bu dava türü, tarafların hem boşanma iradesinde hem de boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumu üzerinde tam bir mutabakat sağlaması esasına dayanır. Çekişmeli boşanmalardan farklı olarak burada kusur tartışması, tanık dinlenmesi, delil toplanması gibi yıpratıcı aşamalar bulunmaz; süreç hâkimin taraf iradelerini bizzat denetlemesi ve protokolü onaylamasıyla genellikle tek celsede sonuçlanır. Ancak bu pratik görünümün ardında, ihmal edildiğinde davayı çekişmeliye dönüştürebilecek sıkı usul ve içerik kuralları vardır.
Anlaşmalı Boşanmanın Yasal Dayanağı
Anlaşmalı boşanma, Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenmiştir. Hüküm şu şekildedir:
“Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi hâlinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu hâlde boşanma kararı verilebilmesi için, hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın malî sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Hâkim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişikliklerin taraflarca da kabulü hâlinde boşanmaya hükmolunur. Bu hâlde tarafların ikrarlarının hâkimi bağlamayacağı hükmü uygulanmaz.”
Bu düzenleme, bir yandan tarafların irade özgürlüğüne alan tanırken diğer yandan hâkime resen denetim yetkisi vermektedir. Yani protokoldeki imzalar tek başına yeterli değildir; hâkim, tarafları bizzat dinleyerek bu iradenin gerçekten serbest ve bilinçli olup olmadığını tespit etmek zorundadır. Özellikle çocuğa ilişkin düzenlemelerde çocuğun üstün yararı ilkesi, tarafların anlaşmasının önüne geçebilecek bağımsız bir denetim ölçütüdür.
Anlaşmalı Boşanmanın Dört Temel Şartı
Anlaşmalı boşanma davasının usulüne uygun yürütülmesi ve kabul edilmesi için dört kümülatif şartın bir arada bulunması gerekir. Birincisi, evlilik birliğinin resmi nikâh tarihinden itibaren en az bir yıl sürmüş olmasıdır. Bu süre hesabında imam nikâhı, nişanlılık dönemi veya fiili birliktelik dikkate alınmaz; yalnızca nüfus kayıtlarında görünen resmi evlilik tarihi esas alınır. Bir yıllık süre dolmadan açılan anlaşmalı boşanma davası usulden reddedilir; eşler bu durumda ya bir yıl beklemek ya da genel boşanma sebeplerinden birine dayanarak çekişmeli dava açmak zorunda kalır.
İkinci şart, eşlerin birlikte mahkemeye başvurması veya birinin açtığı davayı diğerinin kabul etmesidir. Uygulamada tarafların ortak bir dilekçeyle başvurması en yaygın yoldur; ancak eşlerden birinin dava dilekçesini vermesi ve diğerinin bu davayı açıkça kabul etmesi de yeterlidir. Üçüncü şart, tarafların duruşmada hâkim tarafından bizzat dinlenmesidir. Yalnızca vekâlet bulunması yetmez; eşlerin aynı celsede fiziken hazır olması ve iradelerini şahsen beyan etmesi zorunludur. Dördüncü ve son şart ise boşanmanın mali sonuçları ile varsa çocukların durumuna ilişkin tüm hususların yazılı bir protokolle düzenlenmesi ve bu protokolün hâkim tarafından uygun bulunmasıdır. Bu şartlardan herhangi birinin eksikliği davanın çekişmeli boşanmaya dönmesine veya reddedilmesine yol açar.
Anlaşmalı Boşanma Protokolünün İçeriği
Anlaşmalı boşanma protokolü, dava dilekçesinin ayrılmaz bir parçası olarak mahkemeye sunulan ve tarafların mutabık kaldığı tüm hususları içeren yazılı bir belgedir. Protokolde her maddenin açık, uygulanabilir ve infaza elverişli olması esastır. Belirsiz ifadeler, ölçüsüz feragatler veya çocuğun üstün yararına aykırı hükümler hâkim tarafından reddedilebilir. Protokolün ilk bölümünde tarafların kimlik bilgileri, evlilik tarihi, evliliğin bir yılı doldurduğuna ilişkin beyan ve TMK 166/3’e dayanan boşanma iradesi açıkça yer almalıdır.
Çocuklara ilişkin düzenlemeler protokolün en hassas kısmını oluşturur. Velayetin hangi eşe verileceği, diğer ebeveynle kişisel ilişkinin gün, saat ve teslim yeri detayında nasıl kurulacağı, bayram ve tatil paylaşımının hangi takvime göre yürütüleceği net biçimde yazılmalıdır. İştirak nafakasında tutar, başlangıç tarihi, ödeme günü, IBAN, yıllık artış oranı ve gecikme faizi gibi teknik unsurların eksiksiz belirtilmesi, ileride icra takibi gerektiğinde önemli avantaj sağlar. Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesi kapsamındaki yoksulluk nafakası ise açıkça talep edilmeli ya da bu talepten feragat edildiği yazılı olarak belirtilmelidir; suskun kalınan noktalar sonradan uyuşmazlık kaynağı olabilir.
Mali sonuçlar başlığı altında mal rejiminin tasfiyesi, taşınmaz ve taşınır malların paylaşımı, ziynet eşyası ve maddi–manevi tazminat gibi kalemler ayrı ayrı düzenlenir. Türkiye’de 1 Ocak 2002 sonrasında evlenen eşler için yasal mal rejimi edinilmiş mallara katılma rejimidir ve TMK 218 ile devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Taraflar protokolde bu rejimden farklı bir paylaşıma da gidebilir; ancak hâkimin bu düzenlemeyi hakkaniyete ve kamu düzenine uygun bulması aranır. Taşınmazların devri için ada, parsel, mahalle bilgileri; araçlar için plaka ve şase numarası; para ödemeleri için tutar, tarih ve IBAN yazılmalıdır. Aile konutunun boşaltılma tarihi, ortak kredi ve borçların paylaşımı, kadının Türk Medeni Kanunu’nun 173. maddesi uyarınca evlenmeden önceki soyadını kullanma talebi de protokolde açıkça düzenlenmelidir.
Duruşma Süreci ve Hâkimin Denetim Yetkisi
Anlaşmalı boşanma davasında görevli mahkeme Aile Mahkemesidir; aile mahkemesi bulunmayan yerlerde bu görevi Asliye Hukuk Mahkemesi üstlenir. Yetki bakımından ise eşlerden birinin yerleşim yeri veya son altı aydır birlikte oturdukları yer mahkemesi tercih edilebilir. Dava dilekçesi ve protokolün mahkemeye sunulmasının ardından duruşma günü belirlenir. Büyükşehir aile mahkemelerinde iş yoğunluğuna göre bu süre birkaç hafta ile birkaç ay arasında değişebilmektedir.
Duruşmada hâkim tarafları ayrı ayrı dinler; protokolün maddelerini sesli olarak okuyup her bir madde bakımından tarafların onayını alır. Bu aşama sadece bir formalite değildir; eşlerden birinin duruşma sırasında herhangi bir maddeye itiraz etmesi veya boşanma iradesinden vazgeçmesi, davanın seyrini kökten değiştirir. Hâkim, protokolde çocuğun üstün yararına, kamu düzenine veya hakkaniyete aykırı gördüğü hükümler için değişiklik önerebilir. Bu değişiklikler tarafların kabul etmesi halinde hükme yansır; kabul edilmezse boşanma kararı verilemez. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin yerleşik içtihatları da hâkimin özellikle çocuğa ilişkin maddelerde resen müdahale yetkisini geniş yorumlamaktadır.
Anlaşmalı Boşanmadan Cayma ve Çekişmeliye Dönüşme
Anlaşmalı boşanma davasının kesin karara bağlanmasına kadar taraflardan her biri iradesini geri alma hakkına sahiptir. Cayma, duruşma sırasında sözlü beyanla veya mahkemeye sunulacak bir dilekçe ile gerçekleştirilebilir. Yargıtay uygulamasına göre gerekçeli kararın taraflara tebliği ve istinaf süresinin dolmasına kadar dahi bu hakkın kullanılması mümkündür. Taraflardan biri iradesini geri çektiğinde artık ortada anlaşmalı bir irade kalmayacağından dava çekişmeli boşanmaya dönüşür ve TMK 166/1-2 çerçevesinde yürütülmeye başlar. Bu durumda kusur tartışması, tanık dinlenmesi ve delil sunumu gündeme gelir; süreç uzar, maliyet artar.
Uygulamada sıkça karşılaşılan bir başka sorun, protokole rağmen taraflardan birinin duruşmaya mazeretsiz katılmamasıdır. Bu tutum da davanın çekişmeliye dönmesine veya reddine sebep olur. Ayrıca protokolde iştirak nafakasından tamamen feragat edilmesi, çocuğun hakkı sayıldığı için hâkim tarafından kabul edilmez; makul bir nafaka tutarının mutlaka belirlenmesi gerekir.
Anayasa Mahkemesi Kararı ve Güncel Gelişmeler
Anayasa Mahkemesi 22 Şubat 2024 tarihli kararıyla, TMK 166. maddesinin dördüncü fıkrasındaki üç yıllık bekleme süresini özel hayata ve aile hayatına saygı hakkını ihlal ettiği gerekçesiyle iptal etmiştir. 14 Kasım 2024 tarihli 7532 sayılı Kanun ile ilgili düzenleme yeniden yapılmış ve bu süre bir yıla indirilmiştir. Söz konusu değişiklik doğrudan anlaşmalı boşanmayı düzenleyen üçüncü fıkrayı ilgilendirmese de aile hukukundaki bekleme sürelerine yönelik yaklaşımı yansıtması bakımından önemlidir. Anlaşmalı boşanma bakımından bir yıllık evlilik süresi şartı halen yürürlüktedir ve bu şart bakımından herhangi bir Anayasa Mahkemesi iptali söz konusu değildir.
Kararın Kesinleşmesi ve Sonraki Aşamalar
Duruşmada hâkim boşanmaya hükmettiğinde karar hemen kesinleşmez. Gerekçeli kararın yazılıp taraflara tebliğ edilmesinin ardından iki haftalık istinaf süresi işlemeye başlar. Bu süre içinde taraflar istinaf yoluna başvurabilir; başvuru olmazsa veya taraflar istinaf hakkından açıkça feragat ederse karar kesinleşir. Kararın kesinleşmesinin ardından mahkeme, hükmü nüfus müdürlüğüne bildirir ve boşanma nüfus kayıtlarına işlenir. Ancak protokolde düzenlenen tapu devir işlemleri, araç tescili, nafaka ödemelerinin başlaması gibi hususlar tarafların ayrıca takip etmesi gereken infaz aşamalarıdır.
Anlaşmalı boşanma kararının kesinleşmesinden sonra dahi belirli davaların açılması mümkündür. Nafakanın artırılması veya azaltılması davası, velayetin değiştirilmesi davası ve mal rejiminin tasfiyesine ilişkin ayrı davalar bunlara örnektir. Enflasyon, tarafların ekonomik durumundaki değişiklikler veya çocuğun ihtiyaçlarının artması gibi haklı gerekçelerin bulunması bu tür davaların dinlenmesi için yeterli olabilir.
Anlaşmalı Boşanmanın Avantajları ve Dikkat Edilmesi Gerekenler
Anlaşmalı boşanmanın en belirgin avantajı, sürecin çekişmeli boşanmaya kıyasla çok daha kısa sürede tamamlanmasıdır. Tek celsede karar verilebilmesi, tanık dinlenmemesi, kusur ispatı gerektirmemesi hem zaman hem de maddi anlamda ciddi avantaj sağlar. Ayrıca duygusal yıpranmanın minimuma indirilmesi, özellikle müşterek çocuğu bulunan eşler için önemli bir kazanımdır. Ne var ki bu avantajlar, protokolün titizlikle hazırlanmasına bağlıdır. İnternetten bulunan hazır şablonların doğrudan kullanılması, kişisel duruma uymayan hükümler nedeniyle davanın reddine veya çekişmeliye dönmesine yol açabilir.
Özellikle mal paylaşımı, yüksek meblağlı nafaka düzenlemeleri, çocuğun velayeti ve kişisel ilişkinin belirlenmesi gibi konularda hukuki destek almak, ileride ortaya çıkabilecek uyuşmazlıkların önüne geçer. Yabancı unsurlu evliliklerde MÖHUK hükümleri gereği hangi hukukun uygulanacağı ayrıca değerlendirilmelidir. Yurt dışında yaşayan eşlerin duruşmaya bizzat katılması zorunluluğu bakımından erken planlama yapılması, sürecin aksamadan yürümesi için kritik önem taşır.
Avukat Ozan Soylu – İstanbul Boşanma Avukatı
Avukat Ozan Soylu, Soylu Hukuk Bürosu bünyesinde uzun yıllardır aile hukuku alanında çalışmaktadır. Anlaşmalı ve çekişmeli boşanma davaları, protokol hazırlığı, velayet, nafaka ve mal rejiminin tasfiyesi konularında müvekkillerine hukuki destek sunmaktadır.
Sürecin hızlı ve hak kaybı yaşanmadan tamamlanması için ayrıntılı bir hukuki değerlendirme talep ediyorsanız büromuzla iletişime geçebilirsiniz.
