İmar Kirliliğine Neden Olma Suçu
Türk hukuk sisteminde çevre sağlığının korunması ve düzenli kentleşmenin sağlanması amacıyla getirilen önemli düzenlemelerden biri, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 184. maddesinde yer alan imar kirliliğine neden olma suçudur. Bu suç tipi, topluma karşı suçlar kategorisinde, çevreye karşı suçlar başlığı altında düzenlenmiş olup, sağlıklı bir çevrede yaşama hakkının korunmasını amaçlamaktadır.
Suçun Temel Yapısı ve Korunan Hukuki Değer
İmar kirliliğine neden olma suçu ile asıl korunan değer, bireylerin sağlıklı bir çevrede yaşama haklarıdır. Kaçak yapılaşma ve plansız kentleşme, sadece görüntü kirliliğine değil, aynı zamanda toplum sağlığını tehdit eden ciddi sorunlara yol açmaktadır. Bu nedenle kanun koyucu, imar mevzuatına aykırı inşaat faaliyetlerini cezai yaptırım altına almıştır.
Suçun mağduru bireysel bir kişi değil, toplumdur. Çevre hakkı, bize ve gelecek nesillere ait ortak bir değer olduğundan, bu suç topluma karşı işlenen suçlar arasında değerlendirilmiştir. İmar düzenine aykırı yapılaşma, sadece günümüz toplumunu değil, gelecekte yaşayacak nesilleri de olumsuz etkileme potansiyeli taşımaktadır.
Suçun Farklı Görünüm Biçimleri
TCK’nın 184. maddesi, üç farklı suç tipini bünyesinde barındırmaktadır. Birinci fıkrada, yapı ruhsatı alınmadan veya ruhsata aykırı olarak bina yapma veya yaptırma fiili düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre, “Yapı ruhsatiyesi alınmadan veya ruhsata aykırı olarak bina yapan veya yaptıran kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”
İkinci fıkrada ise, yapı ruhsatı olmadan başlatılan inşaatlar dolayısıyla kurulan şantiyelere elektrik, su veya telefon bağlantısı yapılmasına müsaade etme eylemi suç olarak tanımlanmıştır. Bu düzenleme, kaçak yapılaşmayı dolaylı yoldan destekleyen davranışları cezalandırmayı amaçlamaktadır.
Üçüncü fıkrada yer alan suç tipi ise, yapı kullanma izni alınmamış binalarda sınai faaliyetin icrasına müsaade etme eylemidir. Bu hüküm, “Yapı kullanma izni alınmamış binalarda herhangi bir sınai faaliyetin icrasına müsaade eden kişi iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” şeklinde düzenlenmiştir.
Bina Kavramı ve Önemi
Suçun oluşması açısından kritik öneme sahip kavramlardan biri “bina”dır. TCK’da bina kavramının tanımı yapılmadığı için, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 5. maddesindeki tanım esas alınmaktadır. Bu tanıma göre bina, kendi başına kullanılabilen, üstü örtülü ve insanların içine girebilecekleri, insanların oturma, çalışma, eğlenme veya dinlenmelerine ya da ibadet etmelerine yarayan, hayvanların ve eşyaların korunmasına yarayan yapılardır.
Her yapı bina değildir. Bahçe duvarı, istinat duvarı, yüzme havuzu, köprü, elektrik ve telefon direkleri gibi tesisler yapı olmasına rağmen bina niteliğinde değildir. Bu nedenle, bu tür yapıların ruhsatsız olarak inşa edilmesi imar kirliliği suçunu oluşturmaz. Ancak kümes, ahır gibi hayvanların barınması için yapılan yerler, İmar Kanunu tanımı gereği bina kapsamında olduğundan, bunların ruhsatsız yapılması suç teşkil eder.
Yargıtay içtihatlarına göre, bir yapının bina olarak kabul edilebilmesi için iki temel ölçüt bulunmaktadır. Bunlardan birincisi, yapının binanın taşıyıcı unsurlarını etkilemesi, ikincisi ise kapalı alan kazanma niteliğinde olmasıdır. Bu ölçütlerden en az birinin gerçekleşmesi, yapının bina vasfında olduğunun kabulü için yeterlidir.
Suçun İşlenebileceği Yerler
İmar kirliliğine neden olma suçunun oluşması için, yapının belirli alanlarda bulunması gerekmektedir. TCK’nın 184/4. fıkrası, birinci ve ikinci fıkralarda düzenlenen suçların ancak belediye sınırları içinde veya özel imar rejimine tabi yerlerde uygulanacağını hükme bağlamıştır. Üçüncü fıkrada düzenlenen sınai faaliyete müsaade etme suçu için ise bu sınırlama getirilmemiş olup, her yerde işlenebilir.
Belediye sınırları, 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 5. maddesinde belirtilen usul ve esaslar dairesinde çizilen ve yetkili merci tarafından onaylandıktan sonra kesinleşen idari sınırlardır. Mücavir alanlar da belediye sınırları kapsamında değerlendirilmektedir. İmar Kanunu’nun 5. maddesine göre mücavir alan, imar mevzuatı bakımından belediyelerin kontrol ve mesuliyetine verilmiş alanlardır.
Özel imar rejimine tabi yerler ise, ekonomik, kültürel ve doğal özellikleri ve önemi bulunan, İmar Kanunu’ndan farklı ya da tamamlayıcı nitelikte imar usul ve esaslarının özel kanunlarla düzenlendiği yerlerdir. Organize Sanayi Bölgeleri, Kıyı Kanunu kapsamındaki alanlar, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamındaki sit alanları, Boğaziçi Kanunu kapsamındaki bölgeler bu kategoriye girmektedir.
Köylerde, belediye ve mücavir alan dışında, köy nüfusuna kayıtlı ve köyde sürekli oturanların köy yerleşik alanları ve civarında yaptıracağı konut, hayvancılık veya tarımsal amaçlı yapılar için inşaat ve iskan ruhsatı aranmamaktadır. Bu nedenle, bu tür yapılar imar kirliliği suçunun konusunu oluşturmaz.
Ruhsat ve İzin Kavramları
Yapı ruhsatı, yapılması kanunen izin almaya bağlı tutulan bir yapının yapılabilmesi için yetkili idareden alınan izni gösteren belgedir. İmar Kanunu’nun 21. maddesi, bu kanun kapsamına giren bütün yapıların inşasına başlanabilmesi için belediye veya valiliklerden yapı ruhsatı alınmasını zorunlu tutmuştur.
Yapı ruhsatı, bir yapının inşasına başlanabilmesi için esaslı şarttır. Bu ruhsat alınmadan yapının inşasına başlanması durumunda yapı, kaçak yapı halini alır. Daha önceden ruhsat alınmış yapılarda değişiklik yapılması veya İmar Kanunu’nda öngörülen sürelerin dolması halinde yeniden ruhsat alınması zorunludur.
Yapı kullanma izni veya iskan izni ise, mal sahibinin başvurusu üzerine, yapı ruhsatı alınmış olan yapının inşasının tamamlanması veya kısmen tamamlanmış kısımların fiilen kullanılabilmesi için yapı ruhsatını veren makamdan alınan izindir. Bu izin, yapının kullanım amacını belirtir ve yapı sadece izinde belirtilen amaçla kullanılabilir.
Basit Tadilat ve Tamiratlar
Her tadilat ve tamirat yapı ruhsatı gerektirmemektedir. İmar Kanunu’nun 21/3. maddesine göre, derz, iç ve dış sıva, boya, badana, oluk, dere, doğrama, döşeme ve tavan kaplamaları, elektrik ve sıhhi tesisat tamirleri ile çatı onarımı ve kiremit aktarılması gibi taşıyıcı unsuru etkilemeyen tadilatlar ve tamiratlar ruhsata tabi değildir.
Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği’nin ilgili bendinde, hangi değişikliklerin basit tamir ve tadilat kapsamında olduğu ayrıntılı olarak sayılmıştır. Buna göre, yapılarda esaslı tadilat kapsamında olmayan, taşıyıcı sistemi, bağımsız bölümün dış cephesini, ıslak hacimlerin yerini ve sayısını değiştirmeyen işlemler basit tamir ve tadilat olarak kabul edilmektedir.
Yargıtay kararlarına göre, balkonlarda yapılan açılır kapanır katlanır cam panel uygulamaları, korkuluk, pergola uygulamaları gibi işlemler de ruhsata tabi değildir. Örneğin, gömme balkonun camekanla kapatılması, taban alanı dışında yeni bir alan kazanılmadığı ve çekme mesafesinin ihlal edilmediği durumlarda ruhsat gerektirmemektedir.
Esaslı Tadilat Kavramı
Basit tadilatın aksine, esaslı tadilat yapı ruhsatı almayı gerektirir. Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği’ne göre esaslı tadilat, yapılarda taşıyıcı unsuru etkileyen veya yapı inşaat alanını veya emsale konu alanını veya taban alanını veya bağımsız bölüm sayısını veya ortak alanların veya bağımsız bölümlerin alanını veya kullanım amacını veya ruhsat eki projelerini değiştiren işlemlerdir.
Ruhsata uygun olarak yapılan bir binada sonradan ruhsatsız değişiklik yapılmasının suç oluşturup oluşturmayacağı, yapılan değişikliğin niteliğine göre belirlenir. Yapılan değişiklikler İmar Kanunu’nun 5. maddesi anlamında bina vasfını taşıyorsa veya binanın taşıyıcı unsurlarını etkiliyorsa imar kirliliği suçu oluşur.
Yargıtay, yapılan değişikliklerin bina olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceğinde binanın taşıyıcı unsurunu etkileyip etkilemediği veya alan kazanma niteliğinde olup olmadığı hususlarını dikkate almaktadır. Örneğin, apartman dairesinin balkonunun PVC ve camla kapatılması, mevcut bir alanın kapatılması olup yeni alan kazanımı olmadığından bina niteliğinde kabul edilmemektedir.
Suçun Faili ve Cezası
İmar kirliliğine neden olma suçunun faili, binayı inşa eden yüklenici, taşeron, usta veya kalfa ile inşaat sahibi olabilir. Bina yapan kişiler yanında, bina yaptıran kişiler de bu suçun faili olarak sorumlu tutulabilir. Madde gerekçesinde, bu tür inşa faaliyetlerine kontrol ve denetim hizmeti veren teknik kişilerin de fail sıfatıyla cezalandırılacağı belirtilmiştir.
Arsa sahibi her durumda yaptıran olarak görülemez. Arsa sahibi, ruhsatsız veya ruhsata aykırı inşaat yapımı için yükleniciye emir ve talimat vermediği, desteklemediği, bilerek ve isteyerek göz yummadığı, kısaca kastının bulunmadığı durumlarda yaptıran olarak kabul edilmez. Ancak arsasına ruhsatsız bina yapılacağını bildiği halde bunu engellemez veya göz yumarsa, imar kirliliği suçundan sorumlu tutulur.
Suçun cezası, birinci ve ikinci fıkralarda bir yıldan beş yıla kadar, üçüncü fıkrada iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasıdır. Bu suçtan dolayı doğrudan adli para cezasına hükmedilemez, ancak hapis cezası adli para cezasına çevrilebilir. Fail hakkında koşulları varsa hapis cezasının ertelenmesi kararı verilebilir.
Etkin Pişmanlık Hükümleri
İmar kirliliğine neden olma suçu bakımından özel bir etkin pişmanlık hükmü düzenlenmiştir. TCK’nın 184/5. maddesine göre, kişinin ruhsatsız ya da ruhsata aykırı olarak yaptığı veya yaptırdığı binayı imar planına ve ruhsatına uygun hale getirmesi halinde, kamu davası açılmaz, açılmış olan kamu davası düşer, mahkum olunan ceza bütün sonuçlarıyla ortadan kalkar.
Bu hüküm, soruşturma, kovuşturma ve hatta mahkumiyet aşamasından sonra bile uygulanabilir. Failin etkin pişmanlıktan yararlanabilmesi için aktif bir davranış göstermesi, yani binayı bizzat veya iradi olarak ruhsata uygun hale getirmesi gerekmektedir.
Yargıtay içtihatlarına göre, binanın belediye tarafından yıkılması halinde dahi, failin yıkıma fiilen karşı gelmemesi ve yıkım masraflarını iradi olarak ödemesi durumunda etkin pişmanlık hükümleri uygulanabilir. Ancak cebri icra yoluyla masrafların tahsil edildiği durumlarda, failin etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanması mümkün değildir.
Etkin pişmanlık hükümlerinin varlığı nedeniyle, imar kirliliği suçunda hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararı verilmesi mümkün değildir. Çünkü kanun koyucu, TCK’nın 184/5. maddesinde özel bir etkin pişmanlık düzenlemesi getirmiştir ve bu düzenleme HAGB’den daha lehe sonuçlar doğurmaktadır.
Suçun Zaman Bakımından Uygulanması
İmar kirliliğine neden olma suçu, 5237 sayılı TCK’nın 344. maddesi uyarınca 12 Ekim 2004 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu tarihten önce tamamlanmış binalar bakımından TCK’nın 184. maddesi uygulanamaz. Ancak 12 Ekim 2004 tarihinden önce başlanılmış olmakla birlikte bu tarihten sonra da yapımına devam edilen binalar nedeniyle suçun oluşması mümkündür.
Maddenin altıncı fıkrasında, ikinci ve üçüncü fıkra hükümlerinin 12 Ekim 2004 tarihinden önce yapılmış yapılarla ilgili olarak uygulanmayacağı özel olarak düzenlenmiştir. Bu hüküm, kanunun yürürlük tarihi itibarıyla mevcut durumların istikrarını korumak amacıyla getirilmiştir.
Suçun dava zamanaşımı süresi 8 yıl, ceza zamanaşımı süresi ise 10 yıldır. Suç, takibi şikayete bağlı suçlar arasında olmadığından, Cumhuriyet savcılığı tarafından resen soruşturma başlatılır.
İdari Para Cezası ile İlişkisi
İmar Kanunu’nun 42. maddesine göre, ruhsatsız veya ruhsata aykırı bina yapılması durumunda idare tarafından idari para cezası uygulanır. Aynı fiil nedeniyle hem idari para cezası hem de ceza mahkumiyeti söz konusu olduğunda, “aynı suçtan iki kez ceza verilemez” ilkesi gereği, İmar Kanunu’nun 42/7. fıkrası uyarınca tahsil edilen idari para cezaları, failin TCK’nın 184. maddesinden mahkum olması halinde faizsiz olarak iade edilir.
İdari para cezasının iadesi veya kaldırılması için bazı şartların gerçekleşmesi gerekmektedir. İlk olarak, idari para cezasının İmar Kanunu’nun 42. maddesinin yürürlüğe girdiği 17 Aralık 2009 tarihinden sonra verilmiş olması gerekir. İkinci olarak, fail hakkında TCK’nın 184. maddesinden mahkumiyet kararı verilmiş olmalıdır.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı mahkumiyet sayılmadığından, HAGB kararı verilen hallerde idari para cezasının iadesinden söz edilemez. Ancak fail hakkında mahkumiyet hükmü kurulmuş ve karar kesinleşmişse, fail belediyeye başvurarak idari para cezasının iadesini talep edebilir.
Özel Kanunlarla İlişkisi
İmar kirliliğine neden olan yapının aynı zamanda özel kanunlara tabi alanlarda bulunması durumunda, TCK’nın 44. maddesindeki fikri içtima kuralları uyarınca daha ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırma yapılır. Örneğin, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamındaki sit alanlarında veya 2960 sayılı Boğaziçi Kanunu kapsamındaki bölgelerde ruhsatsız yapı yapılması hem imar kirliliği hem de ilgili özel kanuna muhalefet suçunu oluşturur.
Kıyı Kanunu’nun 15. maddesine göre, kıyılarda imar kirliliğine neden olma suçunun işlenmesi halinde ceza iki kat olarak uygulanır. Yine aynı maddede, kıyıda ve uygulama imar planı bulunan sahil şeritlerinde duvar, çit, parmaklık, tel örgü, hendek, kazık ve benzeri engelleri oluşturanlar hakkında da ceza verilmesi öngörülmüştür.
Boğaziçi Kanunu’na göre, Boğaziçi Alanında ruhsatsız veya ruhsata aykırı yapı yapılması hem bu Kanun’un 18. maddesi hem de TCK’nın 184. maddesi kapsamında değerlendirilir. Ancak fikri içtima kuralları gereği daha ağır cezayı gerektiren TCK’nın 184. maddesi uygulanır.
Yargılama Usulü ve Bilirkişi İncelemesi
İmar kirliliğine neden olma suçunda görevli mahkeme asliye ceza mahkemesidir. Yetkili mahkeme ise, kaçak yapının bulunduğu yer mahkemesidir. Soruşturma ve kovuşturma aşamalarında, yapının bina niteliğinde olup olmadığı, ruhsata tabi olup olmadığı, taşıyıcı unsurları etkileyip etkilemediği gibi teknik hususların belirlenmesi için bilirkişi incelemesi yapılması zorunludur.
Bilirkişi raporunda, yapının inşa tarihi, bina vasfında olup olmadığı, alan kazanımı sağlayıp sağlamadığı, taşıyıcı sistemleri etkileyip etkilemediği gibi hususlar detaylı olarak incelenmelidir. Mahkemeler genellikle mahallinde keşif yaparak, yapıların mevcut durumunu yerinde tespit etmekte ve bu tespitlere göre bilirkişi raporu almaktadır.
Yargıtay kararlarına göre, bilirkişi raporunun yetersiz olması veya çelişkili bilgilerin bulunması halinde ek rapor alınması, gerektiğinde mahallinde yeniden keşif yapılması gerekmektedir. Özellikle yapının inşa tarihinin kesin olarak belirlenmesi, suçun oluşup oluşmadığı açısından kritik önem taşımaktadır.
İmar Barışı ve Yapı Kayıt Belgesi
7143 sayılı Kanun ile 3194 sayılı İmar Kanunu’na eklenen geçici 16. madde ile, 31 Aralık 2017 tarihinden önce yapılmış yapılar için yapı kayıt belgesi alınması imkanı getirilmiştir. Yapı kayıt belgesi alan kişiler, TCK’nın 184/5. maddesi kapsamında etkin pişmanlıktan yararlanabilir.
Yapı kayıt belgesinin etkin pişmanlık kapsamında değerlendirilebilmesi için, belgenin usulüne uygun olarak alınmış olması ve yapının 31 Aralık 2017 tarihinden önce yapılmış olması gerekmektedir. Mahkemeler, yapı kayıt belgesi alındığı iddiasında, ilgili idareden belgenin gerçekliğini ve geçerliliğini araştırmaktadır.
Ancak yapı kayıt belgesi alınmış olması tek başına suçun unsurlarının oluşmadığı anlamına gelmez. Yapının 2017 yılı sonrasında yapıldığına ilişkin tespitler varsa, yapı kayıt belgesi olsa dahi imar kirliliği suçunun unsurlarının oluşup oluşmadığı incelenmelidir.
Teşebbüs ve İştirak
İmar kirliliğine neden olma suçunda, fiilen inşaata başlanılmasıyla suç tamamlanmış olur. Yapının bitirilmiş olması gerekmez. Bu nedenle teşebbüs hükümlerinin uygulanması çok sınırlı durumlarda mümkündür. Örneğin, toprağın kazıldığı anda inşa faaliyeti başlamış ve suç tamamlanmış sayılır.
Suça iştirak bakımından genel hükümler uygulanır. Binayı yapan kişi sayısının birden fazla olması durumunda, bu kişilerin iştirak halinde suçu işlediği kabul edilir. Ancak kanunda binayı yapan ve yaptıranın eylemleri birbirinden bağımsız olarak düzenlendiği için, binayı yapan kişi ile yaptıran kişinin iştirak halinde hareket ettiği kabul edilemez.
Binanın yapımına ekonomik olarak destek veren kişiler yardım eden olarak sorumlu tutulabilir. Yine bina yapanı veya yaptıranı azmettiren kişi de suça iştirak etmiş sayılır. Ancak ruhsatsız yapılan binada kiracı olarak oturan kişiler, sadece binayı kullanmış olmalarından dolayı imar kirliliği suçundan sorumlu tutulamazlar.
İçtima Hükümleri
Aynı suç işleme kararıyla birden fazla kez imar kirliliği suçu işlenmesi halinde zincirleme suç hükümleri uygulanır. Örneğin, fail her sene binanın bir katını çıkarıyorsa, zincirleme suç hükümleri çerçevesinde değerlendirme yapılır.
Ruhsatsız bina yapma suçu ile mühür bozma suçu arasında gerçek içtima söz konusudur. Kaçak binanın ilgili idare tarafından tespit edilip mühürlenmesinden sonra inşaata devam edilmesi durumunda, her iki suçtan da ayrı ayrı soruşturma ve kovuşturma yapılarak cezalandırma gerekir.
Binanın birden fazla katlı olması veya tek katlı olmakla birlikte birden fazla bölüme sahip olması, suçun da birden fazla olduğu anlamına gelmez. Ancak araya zaman ve mekan farklılığının girdiği durumlarda, diğer şartlar da mevcutsa zincirleme suç hükümleri uygulanabilir.
Bu konuda daha fazla yardım veya danışmanlık için bizimle iletişime geçebilirsiniz.