Bize Ulaşın +90 537 430 75 73

Açığa İmzanın Kötüye Kullanılması Suçu

Açığa imzanın kötüye kullanılması sıklıkla karşılaşılan bir durumdur. Bir kişinin, belirli bir amaçla imzalayıp başkasına teslim ettiği boş veya kısmen dolu bir belgenin, veriliş amacının dışında kullanılması durumunda, bu noktada Türk Ceza Kanunu’nun 209. maddesi devreye girer ve kötüye kullanımları cezai olarak yaptırım altına alır.

Açığa imzanın kötüye kullanılması suç tipiyle korunan hukuki yarar, kişilerin karşılıklı yapmış oldukları sözleşmelere güven ilişkisinin korunmasıdır. Toplumun güven ve huzur içerisinde yaşaması, ekonomik ilişkilerde güvenin sağlanmasıdır. Bunun yolu bu eylemlerin caydırıcı yaptırımlarla önlenmesiyle mümkün olabilir. Bu nedenle kanun koyucu, açığa imzanın kötüye kullanılması suçunu kamu güvenine karşı suçlar bölümünde düzenlemiştir.

Açığa İmzanın Kötüye Kullanılması Suçunun İki Farklı Şekli

Türk Ceza Kanunu’nun 209. maddesi iki farklı fıkrada iki ayrı durumu düzenlemektedir. Birinci fıkra şöyledir: “Belirli bir tarzda doldurulup kullanılmak üzere kendisine teslim olunan imzalı ve kısmen veya tamamen boş bir kağıdı, verilme nedeninden farklı bir şekilde dolduran kişi, şikayet üzerine, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”

Bu hükme göre suçun oluşabilmesi için mağdurun kendi rızasıyla faile teslim ettiği imzalı boş kağıdın, anlaşmaya aykırı şekilde doldurulması gerekmektedir. Burada önemli bir nokta vardır: İmzalı kağıt teslim edildiği sırada henüz hukuken geçerli bir belge niteliği taşımamaktadır. Ancak fail tarafından doldurulduktan sonra hukuki sonuç doğuracak bir belge haline gelmektedir.

İkinci fıkra ise daha ağır bir durumu ele almaktadır: “İmzalı ve kısmen veya tamamen boş bir kağıdı hukuka aykırı olarak ele geçirip veya elde bulundurup da hukuki sonuç doğuracak şekilde dolduran kişi, belgede sahtecilik hükümlerine göre cezalandırılır.” Bu durumda artık mağdurun rızası söz konusu değildir. Fail, imzalı boş kağıdı hukuka aykırı şekilde ele geçirmiş veya mağdurun iradesine aykırı olarak elinde tutmaktadır.

Gerçek hayatta bu suç çeşitli şekillerde karşımıza çıkmaktadır. Örneğin, bir kişi araç kiralama sırasında teminat amacıyla boş bir bono imzalayıp kiralama şirketine verebilir. Kira borcunu tamamen ödediği halde şirket yetkilileri bu bonoyu asıl borcundan çok daha yüksek bir meblağ yazarak icraya koyabilir. Ya da iş yerinde çalışan bir kişiden bordro düzenlemesi için boş imza alınır, ancak bu imza daha sonra tamamen farklı bir amaçla borç senedi haline getirilebilir.

Yargıtay kararlarında da görüldüğü üzere, boşanma sürecinde yaşanan anlaşmazlıklarda, iş ilişkilerinde, akrabalık münasebetlerinde bu tür kötüye kullanımlar sıkça yaşanmaktadır. Özellikle güven ilişkisinin bulunduğu durumlarda kişiler daha kolay kandırılabilmekte ve açığa imza atmaya ikna edilebilmektedir.

İspatın Kritik Önemi

Açığa imzanın kötüye kullanılması suçunun en hassas noktası ispat meselesidir. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 24.03.1989 tarih ve 1988/1-1989/2 sayılı kararında belirtildiği üzere, suça konu senedin anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğunun yazılı delille ispatı zorunludur. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun cevaz verdiği haller dışında tanık anlatımlarına dayanılması mümkün değildir.

Bu kural oldukça katıdır ve pratikte mağdurlar açısından zorluklara yol açabilmektedir. Çünkü bir kişi boş kağıda imza atarken genellikle tanık bulundurmaz, işlem gizlilik içinde gerçekleşir. Dolayısıyla sonradan bu boş kağıdın anlaşmaya aykırı doldurulduğunu yazılı delille ispat etmek oldukça güçtür.

Ancak Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre bazı istisnai durumlar mevcuttur. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 203. maddesinde sayılan haller bu istisnaları oluşturmaktadır. Buna göre; altsoy ve üstsoy, kardeşler, eşler arasındaki işlemler, işin niteliğine göre senede bağlanması teamül olmayan hukuki işlemler, yangın veya deprem gibi senet alınmasının imkansız olduğu haller, hukuki işlemlerde irade bozukluğu iddiaları ve muvazaa iddiaları gibi durumlarda tanık dinlenebilir.

Suça Özgü Özellikler

Açığa imzanın kötüye kullanılması suçu herkes tarafından işlenebilen bir suçtur. Fail olmak için özel bir nitelik veya sıfat aranmaz. Kamu görevlisi de özel kişi de bu suçu işleyebilir. Suçun mağduru ise imzalı boş kağıdı veren kişidir. Önemli olan imzanın gerçek olmasıdır; sahte imza durumunda artık bu suç değil, belgede sahtecilik suçu gündeme gelir.

Suçun oluşması için failin genel kastı yeterlidir. Yani failin mağdura özellikle zarar verme amacıyla hareket etmesi şart değildir. Kağıdı verilme nedeninden farklı şekilde doldurma bilinci ve iradesinin bulunması yeterli kabul edilir. Ancak bu suçun taksirle işlenmesi mümkün değildir, mutlaka kasten işlenmelidir.

Suç, boş ve imzalı kağıdın verilme nedeninden farklı şekilde doldurulduğu anda tamamlanır. Failin bu belgeyi herhangi bir yerde kullanıp kullanmaması suçun oluşumu açısından önemli değildir. Örneğin fail belgeyi doldurduktan sonra henüz icraya koymamış olsa bile suç tamamlanmış sayılır.

Şikayet ve Kovuşturma Süreci

Türk Ceza Kanunu’nun 209/1 maddesinde düzenlenen suç şikayete tabidir. Bu demektir ki savcılık resen soruşturma başlatamaz, mağdurun şikayetçi olması gerekir. Şikayet süresi ise fiilin ve failin öğrenildiği tarihten itibaren altı aydır. Bu süre geçtikten sonra artık şikayet hakkı düşer ve soruşturma başlatılamaz.

Mağdurun şikayetten vazgeçmesi halinde ise kamu davası düşer. Şikayetten vazgeçme hükmün kesinleşmesine kadar mümkündür. Ancak şikayetten vazgeçme beyanının kabul edilebilmesi için vekilin özel olarak yetkilendirilmiş olması ve vazgeçmeyi kabul etmeyen sanığı etkilemeyeceği unutulmamalıdır.

Buna karşılık 209/2 fıkrasında düzenlenen hal belgenin niteliğine göre resmi belgede veya özel belgede sahtecilik suçunu oluşturacağından şikayete tabi değildir. Savcılık dava zamanaşımı içinde her zaman resen soruşturma yapabilir. Resmi belgede sahtecilik suçunun zamanaşımı süresi basit halinde sekiz yıl, kamu görevlisi tarafından işlenmesi halinde on beş yıldır.

Ceza ve Yaptırımlar

Maddenin birinci fıkrasına göre verilecek ceza üç aydan bir yıla kadar hapis cezasıdır. Bu ceza aralığı göz önüne alındığında hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesi mümkündür. Ayrıca ceza ertelenebilir veya hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilir.

Ancak şunu belirtmek gerekir ki, birinci fıkra kapsamında tutuklama kararı verilemez. Çünkü cezanın üst sınırı iki yılı geçmemektedir. Buna karşılık adli kontrol tedbirleri uygulanabilir. Kovuşturma aşamasında uzlaştırma hükümleri de uygulanabilir; uzlaştırma başarılı olursa kamu davası düşer.

İkinci fıkra kapsamında ise belgenin niteliğine göre farklı cezalar söz konusudur. Resmi belgede sahtecilik suçu oluşursa iki yıldan beş yıla kadar, kamu görevlisi tarafından işlenirse üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Özel belgede sahtecilik halinde ise bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür.

Türk Ceza Kanunu’nun 211. maddesinde düzenlenen daha az cezayı gerektiren hal de önemlidir. Buna göre bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın ispatı veya gerçek bir durumun belgelenmesi amacıyla suç işlenirse verilecek ceza yarısı oranında indirilir.

Yargıtay Kararlarının Işığında Uygulama

Yargıtay kararları incelendiğinde bazı önemli ilkeler ortaya çıkmaktadır. Her şeyden önce, açığa imza atan kişi bu davranışının sonuçlarına katlanmak zorundadır. Genel hayat tecrübesi, imzalı boş kağıdı karşısındakine veren kimsenin onun üzerine kendisini zararlandırıcı mahiyette ilaveler yapılabileceğini bilmesini gerektirir. Bu sebeple açığa imza atmak büyük bir risk taşır ve kişilerin bu konuda son derece dikkatli olmaları beklenir.

Yargıtay’a göre belgenin anlaşmaya aykırı doldurulduğu iddiası yazılı delille ispatlanmalıdır. Sadece tanık beyanları bu konuda yeterli değildir. Örneğin bir kararda, katılanın sanığa borç nedeniyle verdiği senedin daha yüksek bir meblağ yazılarak icraya konulduğu iddiası, yazılı delil sunulamadığı için kabul edilmemiş ve sanık hakkında beraat kararı verilmiştir.

Bununla birlikte her somut olayın kendi özel şartları içinde değerlendirilmesi gerektiği de Yargıtay tarafından vurgulanmaktadır. Bazı kararlarda belgenin düzenlenme şekli, taraflar arasındaki ilişki, belgenin tanzim tarihinden takip tarihine kadar geçen süre gibi olgusal durumlar dikkate alınarak mahkemelerin takdir yetkisi kullanabileceği kabul edilmiştir.

Hukuk ve Ceza Mahkemelerinde Farklı Yaklaşımlar

İlginç bir durum, aynı olayın hem hukuk hem de ceza mahkemelerinde farklı sonuçlara yol açabilmesidir. Ceza mahkemesi serbest delil ilkesine göre hareket ederken, hukuk mahkemesi senetle ispat kurallarına tabidir. Ancak Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararları bu farklılığı ortadan kaldırmaya çalışmıştır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2018/919 sayılı kararında açıkça belirtildiği üzere, açığa imzanın kötüye kullanıldığı savunmasında bulunan kişinin bu iddiasını kesin delille ispat etmesi gerekir. Ceza mahkemelerinin de bu konuda hukuk mahkemelerinin bağlı olduğu ispat kurallarını uygulaması zorunludur. Aksi halde çelişkili kararlar ortaya çıkabilir ve adalete olan güven sarsılabilir.

Örneğin bir kişi ceza mahkemesinde açığa imzanın kötüye kullanılması suçundan mahkum olabilir, ancak hukuk mahkemesinde aynı senet geçerli kabul edilerek alacağın tahsiline karar verilebilir. İşte bu tür çelişkilerin önlenmesi için her iki mahkeme türünde de aynı ispat kurallarının uygulanması gerekir.

Uygulamada Karşılaşılan Güçlükler

Pratikte en büyük sorun, mağdurların yazılı delil temin etmekte yaşadıkları zorluklardır. Çoğu zaman açığa imza atma işlemi gayri resmi bir ortamda, tanıksız ve belgesi olmayan şekilde gerçekleşir. Dolayısıyla sonradan bu imzanın hangi amaçla atıldığını ispat etmek neredeyse imkansız hale gelebilir.

Bu durum özellikle yakın akrabalar, eşler veya iş arkadaşları arasında daha sık yaşanır. Güven ilişkisi içinde olan kişiler genellikle resmi prosedürlere uymaz, belgeli işlem yapmazlar. Ancak ilişki bozulduğunda veya çıkar çatışması ortaya çıktığında işte o zaman sorunlar başlar.

Bir diğer güçlük ise bilirkişi incelemelerinin her zaman kesin sonuç vermemesidir. Belgedeki yazıların ne zaman yazıldığı, imzanın yazılardan önce mi sonra mı atıldığı gibi teknik konular her zaman kesin olarak tespit edilemeyebilir. Bu durumda mahkemeler şüpheden sanık yararlanır ilkesini uygulayarak beraat kararı vermek durumunda kalabilir.

Korunma Yolları

Açığa imza atmanın risklerinden korunmanın en etkili yolu hiçbir şekilde boş kağıda imza atmamaktır. Ancak hayatın gerçekleri bazen bunu zorunlu kılabilir. Böyle durumlarda alınabilecek bazı önlemler vardır.

Öncelikle, eğer mutlaka boş veya kısmen dolu bir belgeye imza atılacaksa bunun hangi amaçla atıldığını gösteren ayrı bir belge düzenlenmelidir. Örneğin “Bu imza sadece araç kiralama teminatı amacıyla atılmıştır” şeklinde tarih ve imza içeren bir not tutulabilir. Mümkünse bu işleme tanık bulundurulmalı veya notere gidilmelidir.

İkinci olarak, imza atılan belgenin fotokopisinin alınması ve saklanması önemlidir. Böylece belgenin o andaki boş hali belgelenmiş olur. Daha sonra belge doldurulup farklı bir amaçla kullanılırsa, fotokopi ispat aracı olarak kullanılabilir.

Üçüncü olarak, güvenilir olmayan kişilere kesinlikle açığa imza atılmamalıdır. Ne kadar acil veya zorunlu görünürse görünsün, karşı tarafın güvenilirliğinden emin olunmadan böyle bir risk alınmamalıdır.

Açığa imzanın kötüye kullanılması suçu, modern ticari hayatın getirdiği risklerden birini yansıtmaktadır. Bir yandan ekonomik ilişkilerde esneklik ve hız ihtiyacı, diğer yandan hukuki güvenlik kaygısı arasında hassas bir denge kurmaya çalışan bu düzenleme, hem bireysel hakları korumayı hem de toplumsal güveni sağlamayı amaçlamaktadır. İspat yükünün ağırlığı bazen adaletsiz sonuçlar doğurabilse de, genel olarak kişilerin kendi imzalarının sorumluluğunu taşımaları ve dikkatli davranmaları ilkesi hukuk düzeninin temel taşlarından biridir.

Bu konuda daha fazla yardım veya danışmanlık için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Anasayfa Makaleler Ceza Hukuku Açığa İmzanın Kötüye Kullanılması Suçu
Anasayfa Makaleler Ceza Hukuku Açığa İmzanın Kötüye Kullanılması Suçu