Vasiyetnamenin Tenfizi Davası
Vasiyetnamenin tenfizi, miras bırakanın vasiyetinde belirlediği hükümlerin, talimatların ve arzuların mahkeme kararı ile resmi olarak yerine getirilmesi sürecini ifade etmektedir. Vasiyetnamenin tenfizi davası ise vasiyetnamenin açılıp itiraza uğramadığının veya yapılan itirazların sonuçsuz kaldığının tespitine yönelik bir dava türüdür.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun istikrar kazanmış kararlarında belirtildiği üzere, vasiyetnamenin tenfizi davaları bir ayni hakkın tesisi için değil, yalnızca Sulh Hukuk Mahkemesince açılan vasiyetnamenin usulüne uygun şekilde açıldığı, gerekli tebliğ işlemlerinin tamamlandığı ve yasal sürelerin geçmesinden sonra herhangi bir itiraza uğramadığının veya iptalinin istenmediğinin kesinleştiğinin tespiti içindir. Bu tespit başlı başına ayni bir hakkın kazanılmasını sağlamaz, ancak vasiyet alacaklısının haklarını talep edebilmesi için gerekli hukuki zemini oluşturur.
Vasiyet Alacaklısının Hukuki Konumu
Vasiyet alacaklısı, miras bırakanın külli halefi değil cüzi halefidir. Bu önemli ayrım, vasiyet alacaklısının miras bırakanın ölümü ile birlikte doğrudan vasiyet konusu mal üzerinde mülkiyet hakkı kazanmadığı anlamına gelmektedir. Vasiyet alacaklısının hakkı, Türk Medeni Kanunu’nun 600. maddesi uyarınca kişisel bir talep hakkıdır.
TMK 600. Madde uyarınca “Vasiyet alacaklısı, vasiyeti yerine getirme görevlisi varsa ona; yoksa yasal veya atanmış mirasçılara karşı kişisel bir istem hakkına sahip olur. Bu alacak, tasarruftan aksi anlaşılmıyorsa vasiyet yükümlüsünün mirası kabul etmesi veya ret hakkının düşmesiyle muaccel olur. Vasiyet alacaklısı, yükümlülüğünü yerine getirmeyen vasiyet yükümlüsüne karşı, vasiyet edilen malın teslimini veya hakkın devrini; vasiyet konusu bir davranış ise, bunun yerine getirilmemesinden doğan zararın giderilmesini dava edebilir.”
Bu düzenleme çerçevesinde vasiyet alacaklısı, kendisine vasiyet edilen mal veya hak üzerindeki mülkiyeti ancak vasiyetin yerine getirilmesi yoluyla ve tescil işlemi sonucunda kazanabilmektedir. Dolayısıyla vasiyet alacaklısı, vasiyetname ile doğrudan tapuya başvurarak tescil işlemi yaptıramaz.
Vasiyetnamenin Tenfizi Davası Açılabilmesinin Şartları
Vasiyetnamenin tenfizi davasının açılabilmesi ve mahkemece kabulüne karar verilebilmesi için birtakım ön şartların yerine getirilmiş olması gerekmektedir. Bu şartlar hem usuli hem de maddi hukuka ilişkin unsurlardır.
İlk ve en temel şart, geçerli bir vasiyetnamenin varlığıdır. Vasiyetname Türk Medeni Kanunu’nda öngörülen şekil şartlarına uygun olarak düzenlenmiş olmalı ve miras bırakan vasiyetnameyi düzenlerken tasarruf ehliyetine sahip bulunmalıdır. Vasiyetnamenin yanılma, aldatma, korkutma veya zorlama gibi irade sakatlıkları altında yapılmamış olması ve içeriğinin hukuka ve ahlaka aykırı olmaması gerekmektedir.
İkinci şart, vasiyetnamenin usulüne uygun şekilde açılmış ve okunmuş olmasıdır. Türk Medeni Kanunu’nun 596. maddesi uyarınca, vasiyetname miras bırakanın ölümünden sonra geçerli olup olmadığına bakılmaksızın derhal Sulh Hukuk mahkemesine teslim edilmelidir. Sulh Hukuk Hakimi vasiyetnameyi teslim tarihinden itibaren bir ay içinde açar ve ilgililere okur. Bu aşamada bilinen mirasçılar ve diğer ilgililer vasiyetnamenin açılması sırasında hazır bulunmak üzere çağrılır.
Üçüncü şart, vasiyetnamenin kesinleşmiş olmasıdır. Vasiyetnamenin açılıp okunmasından sonra itiraza uğramaması veya itiraz edilmişse vasiyetnamenin iptali yahut tenkisi davalarının sonuçlanmış ve kesinleşmiş olması gerekmektedir. Vasiyetnamenin açılma kararının kesinleşmesinden sonra bir yıllık hak düşürücü süre işlemeye başlar. Bu süre içinde iptal davası açılmamışsa veya açılmış olan iptal davası reddedilmişse vasiyetname kesinleşmiş kabul edilir.
Dördüncü şart, vasiyetname konusunun terekede mevcut olmasıdır. Yargıtay kararlarında açıkça belirtildiği üzere, miras bırakana miras olarak intikal etmeyen veya tasarrufuna geçmeyen taşınmazın vasiyeti yok hükmünde olup yerine getirilmesi de söz konusu olamaz. Vasiyetnamenin tenfizi davası açıldığında mahkeme, dava konusu malın terekeye dahil olup olmadığını araştırmalı ve tescile engel bir hukuki durumun bulunmaması halinde vasiyetnamenin tenfizine karar vermelidir.
Davanın Tarafları ve Husumet
Vasiyetnamenin tenfizi davası çekişmeli bir dava niteliğinde olup hasımsız açılamaz. Davada tarafların doğru şekilde belirlenmesi ve davanın usulüne uygun şekilde yöneltilmesi büyük önem taşımaktadır.
Davacı sıfatına sahip olan kişi vasiyet alacaklısıdır. Yalnızca vasiyetname ile kendisine belirli mal bırakılan kişi bu davayı açma hakkına sahiptir. Vasiyet alacaklısının mirasbırakandan sonra ölmesi halinde, kendi mirasçıları tarafından aynı dava açılabilir. Vasiyet alacaklısı olmayan bir kimse tarafından açılan davada konunun esasına ilişkin bir karar verilemez ve dava husumet yokluğundan reddedilir.
Özellikle belirtilmelidir ki vasiyeti yerine getirme görevlisi vasiyetnamenin tenfizini talep edemez. Yargıtay kararlarında açıkça ifade edildiği üzere, vasiyetnamenin tenfizi davası vasiyet alacaklısı tarafından açılabilir. Vasiyeti yerine getirmekle yükümlü bulunan kişinin vasiyetnamenin tenfizini istemesi halinde davacının aktif dava ehliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle istemin reddi gerekir.
Davalı tarafta ise vasiyeti yerine getirme görevlisi atanmışsa öncelikle bu kişi yer almalıdır. Türk Medeni Kanunu’nun 600. maddesi uyarınca vasiyet alacaklısı, vasiyeti yerine getirme görevlisi varsa ona karşı dava açmalıdır. Vasiyeti yerine getirme görevlisi atanmamışsa dava, yasal ve atanmış mirasçıların tamamına karşı açılmalıdır. Mirasbırakanın tüm yasal ve atanmış mirasçılarının davaya dahil edilmemesi bozma sebebidir. Mahkeme, davanın görülmesi sırasında mirasçılardan birinin eksik olduğunu tespit ederse taraf teşkilini sağlamalıdır.
Mirasçılardan birinin mirasbırakandan sonra ölmesi halinde onun mirasçıları davaya dahil edilir. Mirasçıların adres bilgilerine ulaşılamazsa mahkeme davayı ilan yoluyla ilerletir ve böylece davada taraf teşkili usule uygun şekilde sağlanmış olur.
Görevli ve Yetkili Mahkeme
Vasiyetnamenin tenfizi davaları çekişmeli yargı işi niteliğinde olup çekişmesiz yargı kapsamında değildir. Bu nedenle görevli mahkeme Sulh Hukuk Mahkemesi değil Asliye Hukuk Mahkemesidir. Dava, vasiyetnamenin açılmasına ilişkin olmayıp vasiyetnamenin yerine getirilmesine yani tenfizine ilişkin olduğundan ve genellikle tapu iptali ve tescil talebini de içerdiğinden Asliye Hukuk Mahkemesinin görev alanına girmektedir.
Yetkili mahkeme ise mirasbırakanın son yerleşim yeri mahkemesidir. Bu yetki kuralı kesin yetki niteliğinde olup taraflarca değiştirilemez. Davanın başka bir yerdeki mahkemede, örneğin taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinde açılması davanın reddine neden olur. Böylece miras malları nerede bulunursa bulunsun, miras işlemlerinin tek elden yani aynı mahkeme tarafından yürütülmesi sağlanmaktadır.
Vasiyetnamenin Açılması ve Önemi
Vasiyetnamenin tenfizi davasında en kritik aşamalardan biri vasiyetnamenin usulüne uygun şekilde açılmış olmasıdır. Vasiyetnamenin açılması, tenfiz davasının ön şartıdır ve bu işlem gerçekleşmeden vasiyetnamenin yerine getirilmesi talep edilemez.
Vasiyetnamenin açılması işlemi, mirasbırakanın son yerleşim yeri sulh hukuk mahkemesi tarafından gerçekleştirilir. Vasiyetnameyi elinde bulunduran kişi, vasiyetnameyi geçerli olup olmadığına bakılmaksızın sulh hakimine teslim etmekle yükümlüdür. Sulh hakimi vasiyetnameyi teslimden itibaren bir ay içinde açar ve ilgililere okur. Bu aşamada bir tutanak düzenlenir ve tutanak hakim, katip ve hazır olan ilgililer tarafından imzalanır.
Vasiyetnamenin açılması anından itibaren önemli hukuki süreler işlemeye başlar. İptal ve tenkis davalarının on yıllık süreleri ve vasiyetname ile atanmış mirasçının üç aylık reddi miras süresi vasiyetnamenin açılmasıyla birlikte işlemeye başlar. Ayrıca vasiyetnamenin açılma kararının kesinleşmesinden sonra bir yıllık hak düşürücü süre içinde iptal davası açılabilir.
Vasiyetnamenin tenfizi davası açılırken, mahkeme öncelikle dava konusu vasiyetnamenin açılıp açılmadığını araştırmalıdır. Vasiyetnamenin açılmasına ilişkin kararın kesinleşme tarihi şerhini içeren onaylı sureti ilgili mahkemeden getirtilmeli ve dava dosyası içine konulmalıdır. Vasiyetnamenin henüz açılmadığının anlaşılması halinde vasiyetnamenin tenfizi davasının reddedilmesi gerekir.
İptal ve Tenkis Davaları ile İlişki
Vasiyetnamenin tenfizi davası ile vasiyetnamenin iptali veya tenkisi davaları arasında yakın bir ilişki bulunmaktadır. Ancak bu davalar aynı dava dosyası içinde birlikte görülemez. Vasiyetnamenin yerine getirilmesi için öncelikle vasiyetnamenin ayakta kalıp kalmadığının belirlenmesi gerekmektedir.
Vasiyetnamenin iptali davası, Türk Medeni Kanunu’nun 557. maddesinde sayılan sebeplerle açılabilir. Mirasbırakanın ehliyeti haiz olmaması, tasarrufun irade sakatlığı altında yapılmış olması, tasarrufun içeriğinin veya bağlandığı koşulların hukuka veya ahlaka aykırı olması ve nihayet tasarrufun kanunda öngörülen şekillere uyulmadan yapılmış olması iptal sebepleridir. İptal davası açma hakkı, davacının tasarrufu, iptal sebebini ve kendisinin hak sahibi olduğunu öğrendiği tarihten başlayarak bir yıl ve her halde vasiyetnamelerde açılma tarihinin üzerinden on yıl geçmekle düşer.
Vasiyetnamenin iptali davası açılması halinde, bu davanın sonucunda verilecek karar vasiyetnamenin yerine getirilmesine ilişkin davanın sonucunu doğrudan etkileyecek niteliktedir. Bu nedenle bir yıllık iptal davası açma süresi geçmeden veya açılmış bir iptal davası varsa sonucu beklenmeden vasiyetnamenin tenfizine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Mahkeme, böyle bir durumda iptal davasını bekletici mesele yapmalı ve onun sonucuna göre karar vermelidir.
Benzer şekilde tenkis davası da vasiyetnamenin tenfizi davasını etkilemektedir. Tenkis davası, saklı paylı mirasçıların mirasbırakanın tasarruf oranını aşan kazandırmalarının etkisizleştirilmesini talep ettikleri bir davadır. Saklı payları ihlal edilen mirasçılar, kendilerine vasiyetnamenin yerine getirilmesine ilişkin dava yöneltildiğinde Türk Medeni Kanunu’nun 571. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca tenkis iddiasını defi yoluyla tasarruf ifa edilinceye kadar her zaman ileri sürebilirler. Yargıtay kararlarında belirtildiği üzere, tenkis davasının vasiyetnamenin tenfizine ilişkin dava yönünden engel bir hali bulunmadığı kanaatine varılarak davanın kabulüne karar verilmesi hatalıdır. İptal veya tenkis davasının yargılaması sonucunda verilecek karar vasiyet alacaklılarının paylarını etkileyeceğinden bu davaların sonucunun beklenmeden karar verilmesi doğru görülmemektedir.
Vasiyetnamenin Tenfizi Davasında İleri Sürülebilecek Def’iler
Vasiyetnamenin tenfizi davası açıldığında davalılar çeşitli def’i ve itirazlar ileri sürebilirler. Bu def’i ve itirazlar davanın sonucunu doğrudan etkileyebilecek niteliktedir.
İptal defi, Türk Medeni Kanunu’nun 559. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenmiş olup vasiyet alacaklısının kendisinden hak talep etmesi karşısında hak talep edilen kişi tarafından vasiyetnamenin hükümsüzlüğünün her zaman ileri sürülmesine imkan vermektedir. Kural olarak ölüme bağlı tasarrufun iptali davasını mirasçıların birlikte açma zorunluluğu bulunmamaktadır. Ölüme bağlı tasarrufun iptaline yönelik karar ancak davanın tarafları yönünden hukuki etki gösterecektir. Dolayısıyla vasiyetnamenin iptali davasına taraf olmamış mirasçılardan vasiyetnamenin tenfizi istenebilecektir.
Tenkis defi de önemli bir savunma aracıdır. Saklı payları ihlal edilen mirasçılar, kendilerine vasiyetnamenin yerine getirilmesine ilişkin dava yöneltildiğinde tenkis iddiasını defi yoluyla tasarruf ifa edilinceye kadar her zaman ileri sürebilirler. Bu defi ile mirasçılar, saklı paylarının korunmasını sağlayabilirler.
Zamanaşımı defi de vasiyetnamenin tenfizi davalarında ileri sürülebilecek def’ilerdendir. Vasiyet alacaklısının dava hakkı, Türk Medeni Kanunu’nun 602. maddesi uyarınca ölüme bağlı kazandırmayı öğrenmesinin veya vasiyet borcu daha sonra muaccel olacaksa muaccel olma tarihinin üzerinden on yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Bu on yıllık sürenin başlangıç anı ile ilgili farklı içtihatlar bulunmakla birlikte, vasiyetnamenin açılmasına ilişkin davanın kesinleşme tarihini esas alan yaklaşım vasiyet alacaklısının menfaatine kabul edilmektedir.
Vasiyetname konusunun terekede mevcut olmaması itirazı da önemli bir savunma nedenidir. Vasiyetnamenin tenfizi davasında davanın kabulüne karar verilebilmesi için vasiyetname konusunun terekeye dahil olduğunun belirlenmesi gerekmektedir. Dava sonucunda verilecek hükmün infazda karışıklık yaratmayacak açıklıkta olması da şarttır. Mirasbırakanın yapmış olduğu kazandırma hukuken imkansız ise vasiyet alacaklısı açısından bir alacak hakkı doğmayacaktır.
Tapu Sicili Tüzüğü Kapsamında Uyuşmazlıksız Tescil İmkanı
Her durumda vasiyetnamenin tenfizi davası açılması zorunlu değildir. Tapu Sicili Tüzüğü’nün 20. maddesi uyarınca, uyuşmazlık olmaması halinde vasiyet alacaklısına bazı imkanlar sunulmaktadır.
Söz konusu maddeye göre, istem yasal veya atanmış mirasçılar tarafından yapılıyorsa yetkili merciler tarafından verilmiş mirasçılık belgesi yeterlidir. İstem vasiyet alacaklısı tarafından yapılıyorsa taşınmazın tanımlandığı ve tescil hükmünü de içeren tenfiz kararı veya hakim tarafından tescil için yazılan yazı ile birlikte tenfiz kararı ve vasiyetnamenin onaylı bir örneği gereklidir. Vasiyet alacaklısı, yasal ve atanmış mirasçılar tarafından birlikte yapılıyorsa vasiyetnamenin açılıp okunduğuna dair karar ile birlikte vasiyetnamenin onaylı bir örneği ile ayni hakkın tescili mümkündür.
Bu düzenleme çerçevesinde vasiyet alacaklısı, yasal ve atanmış mirasçılar ile aralarında bir uyuşmazlık olmadığı takdirde mahkemeye gitmeden doğrudan tapu tescil işlemlerini yapabilecektir. Ancak mirasçılar vasiyetnameye itiraz ediyorsa veya vasiyetnamenin yerine getirilmesini reddediyorsa vasiyet alacaklısının tek çaresi vasiyetnamenin tenfizi davası açmaktır.
Yargılama Süreci ve Mahkemenin Görevleri
Vasiyetnamenin tenfizi davası açıldığında mahkeme belirli bir prosedürü takip etmelidir. İlk olarak vasiyetnamenin geçerliliğinin tespiti yapılır. Vasiyetnamenin açılmasına dair kararın ne zaman kesinleştiğini gösteren resmi belgenin ilgili mahkemeden temin edilerek dava dosyasına eklenmesi zorunludur. Vasiyetnamenin henüz açılmadığının anlaşılması halinde vasiyetnamenin tenfizi davasının reddedilmesi gerekir.
Tebliğ işlemleri ve sürelerin kontrolü de mahkemenin görevleri arasındadır. Vasiyetnamenin açıldığı, tebliğ işlemlerinin Türk Medeni Kanunu’nun 596. maddesi ve devamındaki maddelerde belirtilen şekilde yapıldığı, gerekli sürelerin dolmasının ardından herhangi bir itiraz almadığı ya da varsa itirazların sonuçsuz kaldığı tespit edilmelidir.
Mirasçıların bilgilendirilmesi ve katılımı da sağlanmalıdır. Tüm mirasçıların veya vasiyeti yerine getirme görevlisinin davanın tarafı yapılması ve gerektiğinde ilan yoluyla davanın duyurulması zorunludur. Mahkeme, eksik mirasçı tespit ederse adres araştırması yaparak onları da davaya dahil etmelidir.
Hak düşürücü süre ve iptal davalarının kontrolü yapılmalıdır. Vasiyetnamenin iptali ya da tenkis davalarıyla ilgili olarak bir yıllık hak düşürücü sürenin geçip geçmediği, bu tür bir davanın açılmış olup olmadığı ve sonucunun ne olduğu dikkate alınmalıdır. Eğer iptal davası açılmışsa bu davanın sonucu vasiyetnamenin tenfizi davasını doğrudan etkileyeceğinden bekletici mesele yapılmalıdır.
Mahkemenin vereceği karar açık ve anlaşılır olmalıdır. Uygulamada çoğunlukla vasiyetnamenin tenfizi ile birlikte vasiyetin ifası da istenmektedir. Örneğin taşınmaz vasiyetinde vasiyetnamenin tenfizi ile birlikte tescil istemi de ileri sürülür. Bu durumda hakim tarafından tapu iptali ve vasiyet alacaklısı adına tescile karar verilir. Hakim davayı kabul ederse tapu ile ilgili bilgileri, kimin hissesinin iptal edilip kimin adına tescile karar verildiğini gösteren açık ve anlaşılır bir hüküm kurmalıdır. Sadece vasiyetnamenin aynen tenfizine veya infazına karar verildiğine yönelik hüküm kurulması yeterli değildir.
Harç ve Yargılama Giderleri
Vasiyetnamenin tenfizi davaları nispi harca tabidir. Harçlar Kanunu’nun ilgili maddeleri uyarınca, dava açılırken dava konusu taşınmazın değeri üzerinden nispi peşin harcı yatırılmalıdır. Yalnızca maktu başvuru harcı ile karar ve ilam harcı yatırılması yeterli olmayıp, davanın devamı süresinde eksik harç da tamamlanmalıdır.
Mahkeme, öncelikle davacıdan dava konusu taşınmazın değerini açıklatmalıdır. Bu konuda taraflar arasında ihtilaf çıkarsa taşınmazların kıymetini gerekirse keşif yaparak belirlemelidir. Ardından nispi peşin harcın ikmal edilmesi sağlanmalı ve deliller bu çerçevede değerlendirilerek sonucu dairesinde hüküm kurulmalıdır.
Yargılama giderleri kural olarak davada haksız çıkan yani aleyhine hüküm verilen tarafa yükletilir. Davayı kazanan taraf davasını bir vekil vasıtası ile takip etmiş ise haksız çıkan taraf yargılama gideri olarak vekalet ücretine de mahkum edilir. Ancak bu kuralın bazı istisnaları vardır.
Davanın açılmasına kendi hal ve davranışlarıyla sebebiyet vermemiş ve yargılamanın ilk duruşmasında davacının talep sonucunu kabul etmiş davalı yargılama giderlerini ödemeye mahkum edilemez. Davada haklı çıkmış olan taraf gereksiz yere davanın uzamasına sebep olmuş veya gereksiz gider yapılmasına sebebiyet vermiş ise yargılama giderlerinin tamamını veya bir kısmını ödemeye mahkum edilebilir.
Mirasbırakanın İradesinin Korunması İlkesi
Vasiyetnamenin tenfizi davalarında hakim, mirasbırakanın iradesini ayakta tutacak bir yol izlemeli ve azami biçimde mirasbırakanın iradesini yerine getirilmelidir. Vasiyetin tenfizine imkan sağlayacak şekilde karar vermek mahkemenin görevidir.
Örneğin muris tarafından düzenlenen vasiyetname ile belirli bir taşınmazın farklı kişilere belirli metrekareler halinde vasiyet edildiği ancak taşınmazda sonradan yenileme çalışması yapıldığı ve parselin metrekaresinin değiştiği durumlarda, mahkeme murasisin iradesine uygun olarak oranlama yapması suretiyle tescil kararı vermelidir. Vasiyetnameye konu taşınmazın vasiyetname yapıldığı tarihte farklı bir alana sahip olması, sonradan yapılan kadastro veya yenileme çalışmaları sonucu alanının değişmesi tenfiz ve tescil yönünden engel teşkil etmemektedir.
Yargıtay kararlarında belirtildiği üzere, mahkeme vasiyetnameye konu taşınmaz yönünden murasisin iradesine uygun olarak lehine vasiyet edilenler adına payları oranında tescile karar vermelidir. Taşınmazın tamamının yalnızca bir kişi adına tescil edilmesi murasisin iradesine aykırı olacağından bu tür kararlar bozma sebebidir.
Vasiyetnamenin Sonradan Değiştirilmesi ve Rücu
Mirasbırakan, Türk Medeni Kanunu’nun 542. maddesinde düzenlenen yetkisi uyarınca vasiyetname için kanunda öngörülen şekillerden birine uymak suretiyle yeni bir vasiyetname yaparak önceki vasiyetnameden her zaman dönebilir. Aynı şekilde 543. maddede düzenlendiği üzere mirasbırakan yok etmek suretiyle de vasiyetnameden dönebilir.
Kanunun 544. maddesinin birinci fıkrasına göre “mirasbırakan, önceki vasiyetnamesini ortadan kaldırmaksızın yeni bir vasiyetname yaparsa kuşkuya yer bırakmayacak surette önceki vasiyetnameyi tamamlamadıkça sonraki vasiyetname onun yerini alır.” İkinci fıkrada ise “belirli mal bırakma vasiyetinde vasiyetnamede aksi belirtilmedikçe mirasbırakanın sonradan o mal üzerinde bu vasiyetle bağdaşmayan başka bir tasarrufta bulunmasıyla ortadan kalkar” hükmü yer almaktadır.
Bu hüküm sadece muayyen mal vasiyetleri için geçerlidir ve mirasçı nasbına ilişkin vasiyetnamelerde uygulanmaz. Mirasbırakan vasiyette bulunduktan sonra vasiyetname ile bağdaşmayacak şekilde ölüme bağlı olmayan bir tasarrufla vasiyete konu olan şey üzerinde tasarrufta bulunursa bu davranışı ilk vasiyetten rücu anlamı taşır. Atanmış mirasçı vasiyetçinin mirasçısı olup terekenin aktifi pasifinden az ya da çok olsa da tasarruf geçerliliğini korur.
Vasiyetnamenin tenfizi davalarında mahkeme, mirasbırakanın sonradan vasiyetname ile bağdaşmayan tasarruflarda bulunup bulunmadığını da araştırmalıdır. Böyle bir tasarruf tespit edilirse vasiyetnamenin o kısmının artık geçerli olmadığı kabul edilmelidir.
Kat Mülkiyeti ve Özel Durumlar
Vasiyete konu taşınmaz üzerinde henüz kat mülkiyetinin kurulmamış olması durumunda mahkemenin yaklaşımı farklılaşmaktadır. Yargıtay kararlarına göre, söz konusu taşınmaz mal üzerinde henüz kat mülkiyetinin kurulmamış olması Borçlar Kanununun ilgili maddesinde yer alan ve borcun sübutuna yol açan objektif imkansızlık olarak nitelendirilemez.
Bu durumda mahkeme, vasiyetname ile dava konusu taşınmazın belirli bir katının davacıya bırakıldığının tespiti ile yetinmeli, tahsise ilişkin karar vermemelidir. Başka bir deyişle, kat mülkiyeti henüz kurulmadığı için o anda tescil mümkün olmasa bile vasiyetnamenin geçerliliği tespit edilmeli ve ileride kat mülkiyeti kurulduğunda tescil yapılabilmesi için hukuki zemin oluşturulmalıdır.
Vasiyet Alacaklısının Hakkının Devri
Vasiyet alacaklısının kişisel talep hakkı, mirasçılarına geçebilir ve üçüncü bir kişiye de temlik edilebilir. Vasiyet alacaklısının mirasbırakandan sonra ölmesi halinde bu hak onun mirasçılarına geçer. Mirasçılar, miras bırakanlarının sahip olduğu vasiyet alacağını talep etme hakkını kullanabilirler.
Aynı şekilde vasiyet alacaklısı, sahip olduğu kişisel talep hakkını üçüncü bir kişiye devredebilir. Bu durumda devir alan kişi, vasiyet alacaklısının yerine geçerek vasiyetnamenin tenfizi davasını açabilir veya devam eden davayı sürdürebilir.
Veraset İlamı ve Mirasçılık Belgesi İlişkisi
Ölen kişinin vasiyetinde yer alan kişiler, vasiyeti bırakan kişinin mirasçı olarak atadığı kişilerdir. Bu kişiler mahkemeden veraset ilamı alır ve veraset ilamı ile birlikte mirasçı oldukları kayıt altına alınır. Mirasçı sıfatına sahip olan bu kişiler vasiyetnamenin tenfizini talep edemezler çünkü onlar zaten külli halef sıfatıyla miras malları üzerinde hak sahibidirler.
Vasiyetname tenfizinin ancak vasiyet alacaklısı tarafından talebi mümkündür. Vasiyet alacaklısı davayı açtığında tüm mirasçılara karşı dava açmış kabul edilir. Yani mirasın tüm yasal mirasçılarına ve atanmış mirasçılarına karşı dava açılmalıdır.
Vasiyet alacaklıları, kendilerine kalan mal üzerinde tasarrufta bulunmaları için kendilerine bırakılan miras üzerinden veraset ilamı almalarına gerek yoktur. Onların hakkı vasiyetnamenin tenfizi ile doğar ve mahkeme kararı ile tespit edilir.
Yargıtay İçtihatları Işığında Önemli İlkeler
Yargıtay kararları, vasiyetnamenin tenfizi davalarında uygulanacak ilkeleri belirleme konusunda büyük önem taşımaktadır. Kararlarda yer alan bazı temel ilkeler şunlardır:
Vasiyetnamenin tenfizi davası bir ayni hakkın tesisi için değil, yalnızca vasiyetnamenin açılıp itiraza uğramadığının veya itirazların sonuçsuz kaldığının tespiti içindir. Bu tespit başlı başına ayni bir hakkın geçirimini sağlamaz. Kendisine belirli bir mal vasiyet edilen kimsenin bu vasiyeti yerine getirmekle yükümlü olan varsa ona yoksa yasal ve seçilmiş mirasçılara karşı açacağı istihkak davası ile malın kendisine teslimini istemesi gerekir.
Muayyen mal vasiyeti ile lehine bir mal veya bir hak kazandırması yapılan kişi, vasiyetçinin ölümü ile o şey üzerinde ayni bir hakka sahip olmaz. Onun hakkı vasiyet edilen şeyin kendisine teslim edilmesi, devredilmesi konusunda vasiyeti ifa ile mükellef olanlara karşı bir talep hakkına sahip olmaktan ibarettir.
Vasiyet alacaklısı, mirasbırakanın cüzi halefi olduğu için vasiyet olunan mal üzerinde doğrudan hak kazanması mümkün değildir. Vasiyet alacaklısı kendisine vasiyet edilen şey üzerindeki mülkiyet hakkını ancak bu malın vasiyetin yerine getirilmesi yoluyla kendisi adına tescili sonucunda kazanır.
Vasiyetçiye mirasen intikal etmeyen veya tasarrufuna geçmeyen ya da geçmeyecek olan taşınmazın vasiyeti yok hükmünde olup yerine getirilmesi de söz konusu olamaz. Bu nedenle mahkeme davaya konu taşınmazların terekeye dahil olup olmadığını araştırmalı ve tescile engel bir hukuki durumun bulunmaması halinde vasiyetnamenin tenfizine dair hüküm kurmalıdır.
Muayyen mal vasiyetinin ifası, vasiyet edilen menkul malların vasiyet lehtarlarına teslimi veya hakkın bunlara devri, gayrimenkul malların da vasiyet lehtarları adına tescili ve zilyetliğin teslimi suretiyle olur. Taşınırlar için teslim, taşınmazlar için tescil hükmü kurulmalıdır.
Vasiyetname muaccel hale gelince vasiyet lehtarı olan davacının taşınmazla ilgili talep edebileceği ayni hak değil tescili isteme hakkıdır. Bu bakımdan taşınmazla ilgili olarak mülkiyetinin davacıya aidiyetine şeklinde hüküm tesisi doğru değildir.
Aynı vasiyetname ile davalılar lehine mal bırakılmış olsa bile bunlar vasiyetnamenin kendileriyle ilgili bölümünün yerine getirilmesini istemedikçe vasiyetnamenin onlara ilişkin bölümüyle ilgili hüküm kurulamaz. Hakim iki taraftan birinin talebi olmaksızın resen bir davayı tetkik ve halledemez.
Vasiyetnamenin tenfizi davası vasiyet alacaklısı tarafından açılabilir. Vasiyeti yerine getirmekle yükümlü bulunan kişinin vasiyetnamenin tenfizini istemesi halinde davacının aktif dava ehliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle istemin reddi gerekir.
Davada vasiyeti yerine getirme görevlisi bulunmadığına göre davanın yasal veya atanmış mirasçılarına karşı yöneltilmesi gerekirken mahkemece mirasbırakanın yasal ve atanmış mirasçıları araştırılmadan husumet yönünden eksik inceleme ile karar verilmesi doğru görülmez.
Dava konusu vasiyetname bir iptal davasına konu olmuşsa bu dava bekletici mesele yapılmalıdır. Ancak iptal davası açılmamışsa bu tenfiz davasının reddine bir gerekçe yapılamaz.
Bu konuda daha fazla yardım veya danışmanlık için bizimle iletişime geçebilirsiniz.